|
Görmek
Allah’ı neden görmüyoruz? Acaba bakmak görmek midir? Yani baktığımız her şeyi görüyor muyuz? Gördük farzedelim, anlayıp kavrayabiliyor muyuz?
İnsan inanıp inanmamakta özgürdür. Bu konuda Hz. Ali’nin ilginç bir belirlemesi vardır. Hz. Ali’nin meclisinde bulunanlardan biri Allah’a inanmadığını söyler. Bunun
üzerine Hz. Ali şunları belirtir: “Sen inanmayabilirsin ama ben inanıyorum. Allah’ın olmadığını farzedelim. Ben o zaman ne kaybedeceğim?” Cevabı da Hz. Ali yine kendisi verir: “Kaybedeceğim bir şey yok ama ben Allah’ın olduğuna inanıyorum ve inandığım için de kazandıklarım çok, kaybettiğim yok”. Belki bazı kimseler bu örneğin çok kaba bir yaklaşım olduğu görüşündeler. Bizce bu örnek oldukça yalın ve anlaşılır bir tespit içeriyor. Sonuçta insanı düşünmeye davet edip özgür iradesi ile karar almasını öneriyor.
Gerçek anlamda inanan insan mutlu insandır. Burada inanmaktan kastımız, insanın bütünüyle inanmasıdır. Salt duygu ile değil, aklı ile de inanmasıdır. Mevcut
bilgileri derinleştirip, bunlara duygularını, hislerini, tecrübelerini, hayallerini, rüyalarını, istemlerini de katarak, özümseyerek inanmasıdır.
Öyle gelenekten oluşmuş bir birikim sonucu kendini inanıyor bulması istenilen ölçüde bir başarı sağlamaz. Geleneklerin, toplumsal yaşamın ve bunların sonucunda
oluşan kültürel birikimler önemlidir. Fakat bunlar bir ilk basamak niteliğindedir. Bunlarla insan yalnızca kapıyı aralayabilir ama tam manasıyla açıp, içeri giremez. İçeri girmek için belli bir yoğunlaşma gerekiyor.
İnsan bundan kaçmamalı. Kendisiyle hesaplaşmaktan korkmamalı.
İnsanın kendisini kandırması çok kolay. Yığınla gerekçenin arkasına saklanıp, yüzlerce delil getirerek işin kolayına kaçabilir. “Allah’ı göremiyorum, bu demektir
ki; Allah yok, olmadığı için de inanmıyorum”. Bu gibi söylemler toplumda oldukça çoğalmış durumda. Bu ve benzer söylemlerin en küçük bir bilimsel dayanağı olmadığı halde, bu söylem sahipleri bunları bilimsel
sonuçlarmış gibi söylemekteler. Bu söylem sahipleri ya art niyetli kimseler ya da zır cahil ama bilgili geçinen ukalâ kimselerdir. İnsan, inanıp inanmamakta özgürdür. Fakat insanın kendi doğrularını dile getirirken
yanlış bilgiler vermesi, doğrularının doğruluğunu baştan tartışılır hâle getirir. Bu tür insanlara diyorsun ki; bir ağacın olması için bir çok şey gerekli; toprak, hava, ısı, su gibi maddeler. Bunlar olmadan bir
meyve olmaz. Ama doğrularını yanlışlar üzerine inşa etmiş olan kişi bunu kabullenmek yerine, sadece meyve içindeki kurtçukla ilgileniyor. Yani bir ağacın meyve vermesi için bir çok koşul gerekiyor. Bu koşullar
olmadı mı meyve olmaz. Düşünen inançlı kimseler bir meyveyi yediklerinde, onun ne aşamadan geçtiğinin bilincinde olarak Allah’ı anarlar. İnançsız kimse ise sadece meyve ile ilgilenir. Ona göre bu doğanın bir kanunudur. Oysa doğa dediğimiz nedir ki?
Doğa kendisi yaratıcı olamaz. Doğanın kendisi yaratılmıştır. Doğa olsa olsa bazı gereksinimler için bir vesile olur. Ama asla yaratıcı olamaz.
Aslında olaya bir bütün olarak bakılmalıdır. Bir bütün olarak bakıldığında, gerçeklik biraz daha iyi görülür. Bu iyi görüş, anlam verebilme becerisi ve mutlak bir
inançla birleşince Allah’ın varlığı tartışılmaz hâle gelir. Allah vardır. Tektir. “Varsa neden görmüyoruz” diyen kimselere “yeterince bakmadıklarını, baktıysalar dahi anlam veremedikleri” cevabı verilmelidir. Bu tür
kimselere şunu tavsiye ediyoruz: bir takım yobazları, cahilleri, inancı kendi kişisel çıkarı doğrultusunda kullanan kişileri kıstas alarak Allah’ı inkâra kalkışmayın. Allah’ın varlığını kişilerin davranışlarına,
duygu ve düşüncelerine, kültür düzeylerine, ahlâki yapısına bakarak ele alamayız. Ahlâksız kişi inançlı ya da inançsız görünse de neticede ahlâksızdır. Bir kişi Allah’a inanıyormuş gibi yapıp ahlâksızlık yaparsa, bu
Allah’ın olmadığı anlamına gelmiyor. O kişinin kişilik gelişimindeki etmenlere bakmak gerekiyor. Bu tür basitlikleri belirtmekten hicap duyuyoruz fakat ne acıdır ki, toplumsal gerilik bu tür basitliklere takılıp
kalmış durumda. İsteğimiz, dileğimiz, temennimiz, çabamız toplumsal ve bireysel yanlışları düzeltmek, doğruları dile getirip, kabul edilmesine yardımcı olmaktır. Bilincindeyiz ki; bizler yani insan olarak hepimiz
sadece kendimize karşı değil, etrafımızdaki her şeye ve herkese karşı sorumluyuz. “Görmedim, duymadım, bilmiyorum” diyerek üç maymunları oynayamayız. Sorumluluklarımızın gerekleri ne ise yerine getirmekle mükellefiz. Sen ne kadar yaşamın, dünyanın, evrenin en önemlisi de kendinin
bilincindesin? Sorumluluklarının ne kadarını yerine getiriyorsun?
|