|
Ağlamak
Hepimiz farkındayız ki; zaman bir çok sorunun çözümünde önemli bir faktör. Her ne kadar zaman aşımına uğramayan bazı
acılara sahipsekte, zamanın bir çok acıyı unutturduğu kesin.
Dünya, bizler doğmadan önce de vardı ve bizler olmadığımızda da dünya bütün metanetiyle dönmeye devam edecek. Dünyanın anlam ve
önemine uygun bir yaşamın sahibiysek ne mutlu bize. Yok, zamanın bizle başladığı ve bizle biteceği sanısındaysak büyük yanılgı içindeyiz demektir. Yani geniş anlamda biz sıradan -ki herkes sıradadır- insanların dünyada olup olmamasının pek bir önemi yok. Önemli olan; hayata gerçek manasını verebildik mi? Yaşamın anlamını idrak edebildik mi?
Bazı insanlar yaşadıkları güncel sıkıntıların ebediyen süreceği kanısındalar. Böylesi yanılgılara
sahip insanların feryatları yürekleri dağlar. Ama hiçbir güncel sıkıntı uzun zaman sürmez. Bu anlamda bize düşen metanetimizi, sakinliğimizi,
soğukkanlılığımızı korumaya çalışmamızdır. Örneğin sevdiklerimizden birini kaybettiğimizde -amiyane tabirle- dünya başımıza
yıkılır. O an için dünyanın, diğer sevdiklerimizin, Allahın... bir önemi kalmıyor. Dünya umurumuzda olmuyor. Kaybetmenin verdiği ruh hâliyle her türlü
çılgınlığı yapabiliyoruz, hatta kendimize dahi zarar verebiliyoruz. Elbetteki çok sevdiğimiz bir yakınımızı kaybettiğimizde hiçbir şey olmamış
gibi davranamayız. Fakat böylesi bir durumda gösterdiğimiz insanüstü hassasiyeti ne acıdır ki genelde gösteremiyoruz. Yani çevremizde bulunan bir çok sevdiğimizi maddi sebeplerden veya
bazı önemsiz diyebileceğimiz nedenlerden dolayı kırabiliyoruz. Hâlbuki ölüm gerçeğini kabullensek ve hayatın manasını idrak edebilsek bütün bunlar olmaz.
Bu bir paradoks. Hayat hem kolay hem de zor, hem güzel hem de çirkin, hem anlaşılır hem de anlaşılmaz... listeyi uzatabiliriz.
Zıtlar... Birlik... Herkes kendi penceresinden dünyaya
bakıyor. İnsanlar algılayabildikleri kadarı ile dünyayı algılıyorlar. Yaşamıda ona göre yaşıyorlar. Gönül isterdi ki; farklı olsun. Lâkin realite bu. Nedir
bu realite, gerçeklik? Bu realitede her an için hayal kırıklığına uğrama ihtimali var, aldatılma, kandırılma, dışlanma, horlanma... ihtimali var. Ve bu ihtimal
yüzdesi sanıldığı kadar düşük değil. Kendimizi en kolay şekilde kandırabiliriz ama bunun sonuç vermeyeceğini akılda tutmalıyız. Yani gerçekler böyle ve
bizler bu gerçekleri yok sayamayacağımızdan ona göre bir tavır almalıyız. Alacağımız tavır; dostluğu, değerleri, inancı, sadakati,
paylaşımı, kardeşliği, doğruluğu... temel almalıdır. Kirliliğe, sahtekârlığa, yalana, ihanete... bulaşmış bir yaşamı mahkûm
ettiğimiz bir yaşam olmalıdır. Belki kısa vadede bazı zorlanmalarımız olabilir, ancak uzun bir zaman ele alındığında kazanımlarımızın
dominant olduğunu göreceğiz. Kazanımlarımızın çoğunluğu bizlerin doğru bir yaşam sahibi olduğumuz anlamına gelir.
Bütün bu belirtilenlerden yola çıkarak değerlere, inanca, dostluğa vb. bağlı olmamız gerçeğini görebiliriz. Bu anlamıyla
ağlamamız, sızlamamız, vahlamamız... yersizdir. İnsanlık bu haliyle bizlere her an ihaneti, hayalkırıklığını, dolandırılmayı
yaşatabilir. En yakınımızda bulunan eşimiz dahi bizi aldatabilir. Sahte dostlar bizi dolandırabilir. Yoz yaşamın sonucu olarak sevdiklerimizi bataklıklarda
kaybedebiliriz. Saymakla bitmez. Yani hazırlıklı olmalıyız. Kendimizi bu çirkeflerden, bataklıklardan kurtarmalıyız. Düşüncelerimizi, duygularımızı
bencillikten arındırmalıyız. Bunları iyiye, dostluğa, paylaşıma... yönelik kanalize etmeliyiz. Böylece kendimizden başlayarak çevreyide içine alacak şekilde
temizlenmiş olanlar yaratabiliriz. Bunu yapmazsak; sahteliklerin, yapaylıkların, biçimselliğin içinde debelenip dururuz. Bunun sonucunda da her daim ağlarız. Ağlamayı
bırakınca da bu kirli çarkın bir dişlisi oluruz. Bedenini doyurmaya çalışan, sapıklaştıkça sapıklaşan bir kişi hâline geliriz.
Ama böyle olmamalı. Dostluk kazanmalı. Saygı ve sevgi kazanmalı. Bunun için ağlamak gerekiyorsa ağlayabilmeli insan.
Saygıdeğer ozanımız Aşık Daiminin
dediği gibi hepsi geçer. Demek ki; en kötü acılar, ihanetler dahi geçiyorsa bizler neden yaşama sevinci ile dolmayalım? İhanetçiler hiç bir zaman mutlu olmazlar. Bizler ihanetçilere inat
ihanet etmeyeceğiz. Ve yaşama sevincimizi bütün olumsuzluklara rağmen yitirmeyeceğiz. Elbette sabahın bir sahibi var. Bir gün Hakkın divanında ihanetçilerle
hesaplaşırız. O günler pek de uzak sayılmazlar. İhanetçiler leşleşmiş bedenleri ile hayvani güdülerini tatmin etmeye çalışsınlar. Bizlerin Alisi var.
Türkülerimiz var. Biz türkülerimizi söylemeye devam ediyoruz.
Ne ağlarsın benim zülfü siyahım
Bu da gelir bu da geçer ağlama
Göklere erişti feryadın ahın
- Bu da gelir bu da geçer ağlama
- Bir gülün çevresi dikendir hardır
- Bülbül gül elinde ah ile zardır
- Ne de olsa kışın sonu bahardır
- Bu da gelir bu da geçer ağlama
- Daimiyem her can ermez bu sırra
- Yusuf sabır ile vardı Mısıra
- Koyun oldum ağladım ardın sıra
- Bu da gelir bu da geçer ağlama
|