|
Aleviliğin İslam öncesi ve islam dışı kaynakları
İsmail Kaygusuz
Alevilik felsefi anlamda, “heterodoks İslam” tanımı saklı kalmak kaydıyla, İslamın batınilik bağlamında nesnelliğe dönük yüzüdür. İslamın içinden çıkıp dışa
taşmıştır. İlk üç halifeyle başlayarak, Peygamber ailesi ve Ali düşmanlığı çerçevesinde Emevi ve Abbasi yönetimlerinin çıkarları doğrultusunda geliştirilen İslamın dogmatik, değişmez kuralları ve biçimselliğini
kırarak, kendi nesnel kurallarını yaratacak olan özgür düşünceye taşınmış; yeşerdiği, filizlendiği toprakların kültür, inanç ve felsefelerini özümseyen Alevilik, yaşanmakta olan syncretic /bağdaştırmacı sentezine
ulaşmıştır. Alevilik, tarihsel olarak İslamın dinsel çerçevesinde Ali’nin adına bağlı olarak yükseldi. Ama daha başlangıç sürecinden itibaren İslam dışı bazı inanç, felsefe ve dinlerin toplumsal, moral ve tanrı
anlayışlarından ögeler alması ve bu özelliğini kesintisiz sürdürmüş olması nedeniyle, bir kısım yazar ve araştırmacılar tarafından Aleviliğin islam dışında bir inanç sistemi gibi algılanması gerektiği ileri
sürülmektedir. “Alevilik İslamın Dışındadır” Denilebilir mi? Hayır. Hiçbir tarihsel temeli olmayan bu savı tamamıyla reddederken, artık bu tartışmalalara da bir nokta koymak gerektiği kanısındayız. “İslam
İmparatorlukları Tarihinde İktidar Mücadeleleri ve Aleviliğin Doğuşu” kitabımızda bu savların yanlışlığı tarihsel olarak –tartışılmasına bile gerek duymadan- ortaya konmuştur üzerinde yaptığımız çalışma da ortadadır. Bu iddiayi sürdürenlerin İslam tarihini çok iyi incelemedikleri ya da belli bir amaç doğrultusunda hareket ettikleri kanısındayız. İlk Mekke’de kurulmuş ve tarihsel olarak 616’da tamamlanmış Kırklar Meclisi düzenine Medine’de eklenmiş
olan “Kardeşlik Sözleşmesi” değişimi öylesine hızlandırmıştı ki, ortak kazanıp ortaklaşa yemeyi ve herşeyi paylaşmayı ve hatta kardeşleşenler arası veraseti bile getiriyordu. Bu kurala
uyularak, daha ilk aşamada Hattap oğlu Ömer dahil 95 Muhacir (Mekkeli Göçmenler) ve Ensar’dan(yerli Medineliler) kişi kardeşleşmişti. Alevilik toplu tapınması Cem’in en önemli kurumlarından olan
Musahipliğin temeli burada atılmıştı. Demek ki Mekke ve Muhammed dönemi Medine İslamlığını farklı kategoriye sokmak ve iyi incelemek gerekiyor. Muhammed’in dünyadan göçmesini izleyen daha ilk on yıl
içinde, Kırklar Meclisli ve yol ve inanç kardeşliği kuruluşlu Muhammed dönemi İslamlığın getirdiği düzenin toplumsal eşitlik kurallarından eser kalmadı. İslam dini, bezirganların, büyük toprak sahipleri ve fetihçi
asker oligarşisinin eline geçmiş ve kuralları onlar koymaya başlamıştı. Peygamberin damadı ve amcası oğlu Ali, çevresindeki bir avuç şiasıyla/yandaşıyla barırşçıl siyaset yöntemi uygulayarak eski düzeni geri
getirmek için boşuna çaba harcadı. Muhammed’in ölümünden tam yirmi dört yıl sonra Abdullah ibn Saba, Ali adına halkı ayaklandırarak Küfe, Basra ve özellikle Mısır’dan getirdiği isyancı halk güçleriyle Halife
Osman’ı alaşaği etti. Ama artık iş isten geçmişti. Çünkü çeyrek yüzyıl içerisinde oluşan yeni sınıflar öylesine güçlenmislerdi ki, iktidara getirilmiş olan Ali’nin onları ortadan kaldırması olanaksızdı.
Başlangıçtan itibaren bütün Alevi siyasetleri ve başkaldırıları Ali’nin ve onun soyundan gelenlerin adına yapılmıştır. Ve Muhammed dönemi Mekke ve Medine İslamlığındaki Tanrısal Demokrasi’ye hep özlem
duyulmuş, simgeleşmiştir. O düzen örnek gösterilmiş ve o düzenin geliştirilerek uygulanmasi istenmiştir. Eşitlikçi, adaletçi ve kardeşçe paylaşımcı kurumlarıyla, hiçbir ayırım yapmaksızın insanları bir gören inanç
ve ahlak anlayışıyla Aleviliğin işte bu dönem Mekke ve Medine İslamlığıyla ilgisi yoktur nasıl diyebiliriz? Devletleşen, daha doğrusu iktidarı ellerine geçirmiş olanların sultasına alınmış olan İslamlık, az önce
sözünü ettiğimiz sınıfların çıkarlarına hizmete başlamış ve bu sınıflarla birlikte Emevi ve Abbasi hanedanlarının halklar üzerinde zulüm ve baskı aracı olmuştur. Aleviliğin işte bu Ortodoks İslamla, yani onların
yarattığı Sünnilik ve Şiilikle hiçbir ilintisi yoktur; ancak bu bağlamda, yani İslamın dışında olduğu söylenebilir. Peki, Alevilik islam’dan ya da Ali’den Önce Var mıydı? Alevilikteki birçok inanç ögeleri, örneğin insanbiçimli/Adam sıfatlı (Anthropo-morphism) tanrı anlayışı,
tanrıyla birleşme-tanrılaşma (Theosis), ruhun bir bedenden diğerine geçmesi vb. inançlar İslam’dan çok çok önce de vardı; bunların kökeni İ.Ö. 3 binlerdeki Mısır dinlerine iner. Velilik kültü, yani
evliyaya (tanrı dostları) tanrısallık verme, Üçler ve Beşler kümesi (Trinity ve Pendatism) ve nurdan kutsal varlıklar inancı da (yani Alevilikteki Hakk-Muhammed-Ali üçlemi ve Ehlibeyt Beşlisi ve bunların tanrısal nurdan ve onun parçaları olduğu biçiminde benzerlik gösteren inanç ögeleri) İslam öncesi din ve inançlarda da (Hermetism’de/Saben’lerde) mevcuttu. Bu ögeler Alevilikte bütünleşip bir çeşit sentez oluşturmuştur. Ancak basit ve çarpıtılmış bir mantıkla, yani tek tek inanç ögelerini ele alıp onlar tek başına Alevilikmiş gibi algılanınca, Aleviliğin islamdan önce, başka bir deyimle Ali’den önce de var olduğu ileri sürülebilir. Nevarki Alevilik syncretismi, yani İslam içinde bu çok çesitli önceki inanç ve felsefi ögelerden oluşturulmuş birleştirici-bağdaştırıcı sentez, İslamdan önce değildir ve olamaz. Bundan dolayı Aleviliğin, kendisini oluşturan inanç ögeleri bağlamında, yani bu ögelerin kaynaklarının tanınması-bilinmesi bakımından, bunların İslam önceliği üzerinde kısaca durmakta yarar bulunmaktadır.
İnsan biçimli Tanrı ve Tanrının insanda görünüm alanına çıkması(zuhuru), insanın tanrılaşması konusunu “Görmediğim Tanrıya Tapmam” ” adlı kitabımızda “Enelhak, Tanrılaşma (Theosis), Madde(Doğa)-Tanrı
Birliği” başlığı altında genişçe incelemiş bulunuyoruz. Onun için burada ayrıntılara girmek istemiyoruz. Alevilikteki ‘dondan dona geçmek, don değistirmek, yani Ali’nin Hacı Bektaş, Şah
İsmail vb. çağın kurtarıcıları ya da evliya donuna girdiğine inanış; ruhun bir başka bedene geçisi, dönem dönem kutsal ruhun baska bir bedende yeniden doğuşu’ anlamına gelen reencarnation (reynkarnasyon)
inancının yansımasısır. Hindu dini ve onun Vedantik kutsal kitaplarının (Veda-Bhagavata Gita) belirlediği inanç felsefesinde reencarnation temel ilkedir. Geniş dünya çağlari içerisinde yugas adı verilen ruhlar tek
tek bir bedenden diğerine geçer; herşey yaratılır, yokolur ve sonra yeniden yaratılış gerçekleşir. Yaşamın bir devri daim süreci olduğu düşüncesi onların dünya görüşünü her düzeyde etkiler. Örneğin büyük İsmaili
Aleviliği daisi Pir Sadruddin, Hinduizm ve İslam’dan benzer ögeleri ayıklayıp ortaya çıkararak tebliğ etti. O ayrıca kendi felsefi düşünceleri içinde başka benzerlikler buldu; batıni görüşler üzerine çok büyük
değerler ekledi ve dışsal (zahiri) şekilciliği (formalism) bir kenara attı.
İslam dinine girmiş müritlere, Vishnu’nun, salmal deep’te (Arabistan’da) Naklank (Ali) -ki o zaman Irak Khand’a (İran) oturan Şri Salam Şah,yani İmam İslam Şah
donunda yaşıyordu- olarak onuncu kez dünyaya gelişi-yeniden doğuşu olduğu tebliğ edildi. Pir Sadruddin bu yöntemle, Tanrısal açınım-mazhar (Divine Epiphany) üzerine Batıni Şii İmamlık öğretisini Hindu iskeleti
içinde yeniden formüle etti. İmamlık doktrini bu şekilde, kuzey Hindistan’da Hinduizmin egemen bir akımı olan Vaishnavita fikirleri çerçevesi içinde davayla bağdaştırıldı, uyum sağlandı. Bu yönlendirme
sırasında onlar da kendi gelenekleri içinde Peygamber Muhammed ve İmam Ali uyumunu buldular. Reincarnation(Reynkarnasyon), Hindu-Brahmanizm, Firavunlar dönemi Mısır dinleri, Yunan ve Roma çok tanrıcılığı
(Polytheism), Budizm, Taoism, Zoroastrianism (Zerdüştlük), Sikhism, Gnostism(marifetçilik), Şamanizm gibi pek çok dünya din ve inançlarına temel olan bir öğretidir. Mısır tanrısı Toth - Hermes Trimegistos ve Magnus
Zoroaster inanç ve felsefeleri Platon ve Pythagoras gibi Yunan filozoflari aracılığıyla Orfeus inancı olarak Yunan mitolojisine geçiyor. Bu inançta ruh, günah işlemiş bir vücuda giriyor. Orada ceza çekiyor.
Görülmeyen dünyada cezasını çektikten sonra yeni bir vücuda giriyor. Bu devirdaim/dönüşüm süreci Hindu Samsara’sına (tekerlek) benziyor. Yunan filozofu Pythagoras’da reyenkarnasyon/yeniden doğuş inancının temeli,
canlılar arasında başıboş dolaşan ruhların istediği gibi bir hayvan ya da bir baska insan vücuduna giren, durmadan yer değiştiren ve hiç ölmeyen ruhların göçetmesidir. Ali’nin ya da kutsal ruhun
(ruh-ül kuds) çağlar içinde dönem dönem bir velide, önderde-kurtarıcıda ortaya çıktığına inanılması ve bunun yaygınlaştırılması, Sabailikten başlıyarak Kızılbaşlığa kadar Aleviliğin bütün ihtilalci
siyasetlerinde kullanılmıs ve kitleleri herekete geçiren, ölümü hiçe saydıran leitmotif olmuştur. Alevilikte reincarnation’un Devridaim, yani dönüsüm özelliği ise en yüce ruh olarak Tanrıyı göksel sarayından aşağı
indirip, zuhur ettiği bütün varlıklardan sağarak, insanda sıfat kazandırmaktır. Bu da yeni bir oluşumla ortaya çıkan ve yokolmayan bir süreklilik içinde maddenin dönüşümüyle eşdeğerdir. Alevi-Bektaşi ozanları
yarattiklari ‘Devriye’ türü şiirlerinde bunu fazlasıyla işlemişlerdir. Özellikle Aleviliğin başlangıç sürecinde, Proto Alevilik (Ön Alevilik) diye adlandırdığımız, yaklaşık yüzelli-iki yüzyıllık
dönem içindeki Alevilik inanç ve siyaset akımlarının hepsi de İslamdışı ögeleri alırken, onları Kurân’dan bazı ayetlere ve Peygamber’in çok yakın dostları ve Ehlibeyt İmamları aracılığıyla gelen hadislere
bağlamışlar. Ayetlerin ve hadislerin ésotérique (içsel, batini) yorumlarıyla, yani tevil ile bunu yapmışlar. Muhammed ve Ali’nin tanrısallığı ve Ehlibeyt soyundan gelenlerin tanrısal öz taşıdıklarından tutunuz, her
insanın nefsini ıslah yoluyla insan-i kamilliğe ulaştıktan sonra tanrıyla bütünleşeceği, ‘Enelhak= Ego sum deus=Ben tanrıyım’ diyebileceğine kadar hepsini Kuran ayetleriyle açıklamışlardır. Alevilik ve Mazdekizm
Mazdekizm, kimi araştırmacılara göre kökeni İ.Ö.6-7.yy’a inen Zerdüşt dininin, kimilerine göre ise 3.yy’da Mardin çevresinde ortaya çıkan Mani dininin heterodoks,
yani aykırı inancıdır. Kısacası Mazdekizm, her ikisinden de ögeleri alarak oluşmuş; toplumsal, siyasal ve ekonomik içerikli kuramsal bir inanç sistemidir.
Mazdekizm’in toplumsal, siyasal ve ekonomik kuramlar geliştirerek oluşturduğu yaşam biçimi ve felsefesiyle, içinden çıkmış olduğu egemen devlet dini Zardüşt-Mazda
inançlarına aykırı olması yüzünden, tıpkı Alevilik gibi büyük baskıya uğramıştır. Sasani yönetimindeki İran’da bulunan çok sayıda Kutsal Ateş (Zerdüşt) tapınaklarını ve tapınaklara ait geniş arazileri kullanan
Rahipler sınıfı, hem toprak sahipleri dikhanlar, hem de İran sarayı üzerinde etkiliydiler. Mazdek’in inançsal öğretisinin “insan eşitliğini, toprağın ve gelirinin ortaklaşa kullanılması, varlığın bölüşülmesi” gibi
komünistik/bölüşümcü ilkeleri dayatması, elbetteki bu kesimlerin çıkarlarına aykırıydı. Zerdüşt rahipleri Mazdekler’e “Zındık” diyorlardı. Daha sonra Abbasi Sünni uleması ve hatta Osmanlı Şeyhülislamları dahi aynı
deyimi Aleviler için kullanacaktır.
Mazdek inancında iki öncül ya da başlangıç ilke vardır: Aydınlık (Işık) ve karanlık. Işık bilgiyi, duyguyu, düzenlenmiş olaylar ve özgür iradeyi tanımlar. Başka bir
deyimle bütün bunlar ışıkla, aydınlıkla sağlanır. Karanlık ise bilgisizliktir, körlüktür ve yönü bilinmeyen tesadüfi olaylardır. Ya da bunların yaratıcısıdır. Mazdekizmde üç asıl öge vardır: Su, ateş ve toprak.
Işığı ve ondan oluşanları yaratan Tanrı, karanlığı ve ondan olanları yaratan şeytandır. Krallar kralı olarak nitelendirilen Mutlak Tanrı en üst dünyadaki tahtında (kursu) oturur. Onun önünde dört kuvvet vardır: 1)
Yargılama (Tamyiz), 2) Anlayış-Anlama (Fahm) 3) Saklama-koruma (hıfz), 4) Sevinç-keyif (sürur) Krallar kralı, bu kuvvetleri önündeki şu dört kişiye vermiştir: 1) Mobada mobad (başyargıç) 2) Herbad (anlamayı,
fehmi yönlendiren) 3) Serpahhad (başkumandan), 4) Ramishgar (sevinç, eğlence ustadı)
Bu dört gücün sahipleri, 12 ruhsal gücün çevirdiği dairenin içindeki 7 vezirle dünyayı yönetirler. Bu dört güç, yediler ve onikiler bir kişide toplandığı takdirde o
kişi tanrılaşır ve artık dinsel görevlere bağlı kalınmaz. Mutlak Varlık, mutlak adını (İsm-i Azam) oluşturan harflerin gücüyle krallığını sürdürür. Bu harflerden bazı şeyler anlayacak duruma erişen insanlar, büyük sırrı (al-sırr al-akbar) keşfetmiş olurlar. Bundan yoksun
olanlar körlük, bilgisizlik, sıkıntı-kasvet ve ihmalkarlık içinde kalacaklardır. "Ethics(Ahlak kural ve anlayışları): Haksızlığa başkaldırı-isyan zamanları dışında kandökmenin kesinlikle yasak oluşu.
Bireysel din görüşlerine hoşgörü. Başkalarına iyi dilekte bulunma, yardım etme. Başkalarına zarar vermeksizin her türlü zevki tadma, eğlenme…" "Ritual (Tapınma etkinliği): İç ve dış temizliğe önem
verme. Bağlılık-andiçme ve evlilik törenlerinde, inançsal-ruhsal liderleri kutsama toplantılarında şarap ve ekmek kullanma…”
E.Yarshater, Masdakism incelemesinin başlarında “üçüncü dönem Mazdekid hareketler İslam’ın İran’a girmesiyle başlıyor” dedikten sonra şöyle bir açınımı getiriyor:
“Ancak aşırı Şiilerin (Heterodoks müslümanlar, yani Aleviler İ.K.) Tanrısallığın peygamberlere ve imamlara geçmesi (incarnation, hulul), ruhgöçü inancı (reincaanation, tenasuh), gaybı, geleceği bilme
(occultation, gayb), İmamın geri yaşama dönüşü (recat) ve kutsal yazıların, Kur’an’nın içsel (ésotérique, batıni) anlamlarının olduğu ve onlara başvurma inancı Mazdeklerinkiyle aynıdır. Bunlarİsfahan’da Khurramiyya
ve Kudakiyya; Rey’de Mazdakiyya, Sunbadiyya; Azerbaycan’da Dhaquliyya; bazı yerlerde Muhammiriya(Kızılsarıklılar); Transoksiyan’da Mubayyida (Beyaz giyimliler) adlarıyla anılıyorlardı.” Görülüyor ki,
Aleviliğe girmiş olan bu ögeler Zerdüşt ortodoksizmine, yani Mazda inancına ait değil Mazdekizm ile doğrudan ilişkilidir.
Alevilik ve Hristiyanlık Heterodoksizmi (Paulikenizm-Bogomilizm-Katharizm)
1. Hristiyan heterodoksizmi ve sapkınlığı olarak adlandırılan Paulikianizm, Bogomilizm ve Katharizm, çok az değişiklik ve farklılaşmalarla birbirlerini izleyen aynı
İkilemci (dualist) inancın biçimlenmeleri, yani Neo-manikheizmdir.
2. Bu İkilemci inanç sistemlerinde ruhsal alemi, göksel evreni ve melekleri Qeos); yeryüzünü, maddeyi, insanları ve hayvanlarıyaratan iyi Tanrı (agaqos yaratan ise Satanel, Satan, Samail vb. adlarla anılan Şeytan’dır. Şeytan meleklerin başı, Tanrının oğlu ya da kardeşi olarak gösterilir. Tanrı ile kendisini bir tutmak isteğinden ötürü ‘meleklerle yaptığı savaşta yenilerek’ göklerden kovulmuştur. Bu baş Melek Mikailin yönettiği göksel savaşın, İmam Bakır (ö.734/35) ve Cafer (ö.765) çevresinden Abul Hattab (ö.783?) tarafından yazılmış ve Aleviliğin ilk yazılı kaynaklarından Ummu’l Kitab’da genişçe yansıtılmış ve “Göksel Adem ve yersel Cebrail sıfatları taşıyan Salman’ın Azazil (Şeytan) ile savaşları”olarak görülmektedir. Aynı yansıma bağlamında, Kaygusuz Abdal’ın (14/15.yy) “bir Rumlu(Anadolulu) derviş olarak Şeytanla karşı düşsel ‘Heyhat Sahrası’ında yaptığı kavgalarını” ‘Kitab-ı Miglate (Mugalata)’ yapıtında görüyoruz.
3. İsa Tanrının oğlu değil, onun kalbinden çıkmış ve büyük melek Mikail’e emanet edilerek yeryüzüne gönderilmiş Söz (Kelam -Logos/Logos)’dür. Yeryüzünde insan
görünüşüne bürünen İsa, Şeytan ile savaşarak insanları kurtarmıştır.
Ummu’l Kitab’taki Salman’ın, büyük Kıyamet Meleği Mikail’in rolünü üstlendiği söylenebilir. Burada Salman gerçekten, bazan örtülü ama daha çok açık biçimde mutlak
Tanrılığı temsil eden büyük göksel prenstir; Tanrının kapısı (Bab) ve örtüsüdür (Hicab).
4. Kendilerini gerçek Hristiyan, inançlarını Hristiyanlığın özü gören Neo-Manikheist İkilemciler, Ortodoks Hristiyanların Kutsal Ruh-İsa-Meryem üçlü inancını,
Kiliselerini, Haçputu ve Aziz ikonlarını (tasvirleri) reddederler. Aleviler de kendi batıni/heterodoks inançlarını Muhammed’in Mekke ve Medine’de tebliğ ettiği gerçek İslamlık ve İslamın özü olarak görürler.
Ortodoks İslam (Sünni/Şii)inancının dogmatik-şekilci beş vakit namaz, Ramazan orucu ve hac vb.ritüellerini reddeder, benimsemezler.
5. Bu Yeni-Manicilere göre insan ruhu Tanrının soluğu ve ondan bir parçadır. Madde olan bedenin ölmesiyle Ruh özgür kalır ve Tanrı ile birleşerek sonsuz kurtuluşa
ulaşır. Alevilikte ölüm olayının “Hakka yürümek” olarak tanımlanması aynı anlama gelmektetir.
6. Neo-Manikheizm’de kilise örgütü ve rahipler yoktur. Toplu tapınmaları, inançsal törenleri sıradan bir inananın evinde ya da bu özel inşa edilmiş sade ve geniş
avluda yapılırdı. Aleviliğin de hiçbir kolunda Ortodoks İslamın tapınağı olan Cami yoktur; toplu tapınmaları olan Görgü Cemi bir talibin uygun genişlikte olan evinde ya da ortaklaşa yaptırıp Cem ya da Meydan evi
adının verdikleri geniş ve sade, bitişik ya da ayrı mutfağı ve abdesthanesi bulunan bir avludan ibarettir. Hintli İsmaililer de ‘Gat Ganga , Ehli Hakçı (Ali İlahici) Alevilerde Camaathana denmektedir.
Paulikienizm/Bogomilizmde Perfectus’ lara (çoğ. Perfectii) yani Kamillere, “dede, büyükbaba” anlamına gelen “Did ”, adı verilmekteydi; Bulgar Bogomilleri ise
“Djado” demekteydiler.
Hem inançsal işlev hem de sözcük anlamı gözönünde tutulduğunda ve bir de fonetik yakınlığına bakılırsa, Alevi toplulukların inanç önderleri “Dede”nin bu
sözcükten gelmiş olduğu düşünülebilir. Did yahut Djado’ların Strainiks/Strainix ya da Starsi sin (=filius
maior/büyük oğul-ağabey) ve filius minor /küçük oğul-kardeş adlarını taşıyan yardımcıları vardı. Kamil ya da mükemmel Bogomiller, gündüz yedi, gece beş kere duaya
otururlar; yalnız kendileri için değil, cemaatı için dua ederlerdi. Kadın Did’ler, ya da Perfectae, yani Kamil kadınlar da vardı aynı inançsal hizmetleri yerine getiren.
Üzerlerinde yaşadıkları ve işledikleri toprakların ortaklaşa sahibi ve herkes birbirine eşittir; kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur. Sıradan İkilemci inanç mensubu
insanlar, çevresi surlarla çevrili kent ve kasabalarını korumaktan sorumluydular. Çoğunluğu savaşçı olmakla birlikte, sadece inançları ve yaşadıkları toprakları, yerleşim birimlerini savunmak için
savaşmaktaydılar. Ölüm ve öte dünyaya inanmadıkları için korku bilmiyorlardı. Toplumları dışında bulundukları ve kendilerini güvende duymadıkları zaman inançlarını gizler, bir Ortodoks gibi Kiliseye gitmekten
çekinmezler. Onların tüm biçimsel tapınmalarını boş ve anlamsız buldukları için sadece taklit ederek takiye yaparlardı.
Paulikien inançlıların, kendilerini gizleyip Ortodokslar gibi görünme uygulamaları olan bu takiye sisteminin, onlarla ilişkileri oldukları varsayılan Abul Hattab ya
da Maymun al Kaddah(?) tarafından İmam Bakır ve oğlu İmam Cafer Sadık’a önerildiğini düşünmekteyiz. Ayrıca bu heterodoks Hristiyanlar, birey olarak çok bilgili ve çabuk uyum sağlayan kişilikler olarak
tanınıyorlardı. b) Convenientia ( ikrar verme, andlaşma yapma, uygun görme), bir Did başkanlığında ve kadın erkek yetişkin müritlerin tanıklığında inanca kabul törenidir. Adayın gerek Ortodoks iken ve gerekse
uzun hazırlık dönemindeki kusur ve kabahatlarının, günahlarının itirafı, yargılama Did’in ve cemaatın önünde yapılır; tıpkı Alevi-Bektaşi Görgü cemlerindeki İkrar verme ve Dar’a durma benzeri.
c) Consolamentum (Teselli etme, avutma), yani İnsan-ı Kamil, Perfectus olmayı deneme aşaması. Bu, sıradan inananlar için, tek tek kişinin en olgun
yaşa ulaştığında, çoğu kez ölüme yakınlaştığında ve hatta ölüm anında yapılan inançsal törenlerdir. İsteğe mi bağlı yoksa zorunluluk mu, kesin bilinmemekle birlikte, çok zorlu bir ritüel olarak görülür. Kişinin
yaşam boyu yaptıklarının ortaya dökülmesi ve pişmanlıklarıyla ruhunun arınması bakımından uzunca süren bir teselli törenidir ve beden toprağa karıştığında, temiz bir ruhla Tanrı ile birleşme, ona ulaşma
tesellisidir. Alevi-Bektaşi inancında Hakka yürüyen bir can için, bedeninin toprağa gömülmesinin ardından yapılan “Dar’dan indirme” töreninin amacı da, onun ruhunun aslına, özüne yani Tanrıya dönerken
tüm dünyasal kötülük ve kabahatlarından arınması içindir.
[1] Prof.Dr. M. Hamidullah, Çev. Prof.Dr.Salih Tug, Resulullah Muhammed, istanbul-1992, s.112-117
[2 Geniş bilgi için bkz. İsmail Kaygusuz, İslam İmparatorlukları Tarihinde İktidar Mücadeleleri ve Aleviliğin Doğuşu, İstanbul, 2005, s.13-29)
[3] İstanbul-1996, s.55-70
[4] A. T. Mann, The Elements of Reincarnation, Melbourne-1995, s.1, 19-20, 35-37
[5] Örnekler ve yorumlar için bkz. İsmail Kaygusuz, Görmedigim Tanriya Tapmam, s.83-103
[6] Ehsan Yarshater, "Mazdakism" agy, s.1008
[7 Ibidem
[8] Ehsan Yarshater, agy, s. 1001
[9] Alexius I Komnenos’un (1081-1118) buyruğuyla yazmış olan keşiş Eutymios Zigabenos’un Dogmatica Panoplia/Dogmatikh Panoplia ‘sından aktaranlar: G. Ficker, Die Phundiagiagiten, s. 92. - J. Ivanov, Livres et légendes bogomiles, s.78
[10] Mircea Eliade, Histoire des Croyances des İdées Religieuses III (De Muhammed a l’age des Réformes), Paris, 1983, s.196-198
|