Bütün yozlara ve yobazlara rağmen Alevi kalmaya devam edeceğiz. Remzi KAPTAN

Alevi Konseyi  Alevi Council Alevitische Rat

Sayın ziyaretçi, bu sayfayla amacımız; Alevilik-Aleviler üzerine bilgiler sunmak ve Alevi Konseyi’nin görüşlerini aktarmaktır. Sorularınızı, önerilerinizi alevikonseyi@yahoo.com adli email adresine yazabilirsiniz. Çalışmalarımıza katkı sunan başta rehberimiz Remzi KAPTAN olmak üzere herkese teşekkür ediyoruz.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ana Sayfa

Aleviler/ Alevilik

Ehlibeyt/ 12 imam

Hz. Ali

Alevi Önderleri

Alevilik Bilinci

Hacı Bektaş/ Bektaşilik

Pir Sultan Abdal

Tarih/Olaylar

Kadın/Gençlik

Hasan Sabbah

Genel

www.alevitentum.de www.turnakitap.com www.pirtv.com www.turnadergisi.de

alevikonseyi@ hotmail.com

Ana Sayfa

---------------------------------------------------------------

  • İsmail Kaygusuz

Büyük Ozan, Şiir Dilinin Ustası, Siyaset ve Mücadele Adamı Dede Kul Himmet

1. Kul Himmet Hakkında Bilinenlere Eleştirel Giriş

16. yüzyılı, gizli–açık ve kaça göçe, başından sonuna değin yaşamış büyük Alevi ozanı ve dedesi Kul Himmet hakkında, dikkate değer özel bir araştırma görülmemektedir. Diğer Alevi–Bektaşi ozanları arasında, cönklerde rastlanan bazı şiirlerinden seçmeler yapılarak ve yaşamına ilişkin tahmini bilgilerle Kul Himmet geçiştirilmiştir. Kul Himmet'i Pir Sultan'ın mürşidi göstermiş olma yanılgısına rağmen, yaşadığı döneme ilişkin ilk ve en doğru saptama, Sadettin Nüzhet'ten (Bektaşi Şairleri ve Nefesleri cilt 1–2. İstanbul 1944: 170–198) gelmektedir:

Hayatı hakkında malumata sahip değiliz. Yalnız ‘Menakıb ül Esrar Behcet ül Ahrar’ adlı eserde bazı şiirleri kayıtlı olduğuna göre, 16. asırda yaşadığı kuvvetle söylenebilir. Bektaşilerin tertip ettikleri mecmualarda Hatayi ve Pir Sultan'la beraber en çok bu şairin manzumelerine tesadüf edilmektedir. Bu da gerek yaşadığı devirde ve gerekse sonraki devirlerde büyük bir şöhret temin ettiğini göstermektedir.”

Aleviler arasında Menakıb–nâme, Büyük Buyruk, İmam Cafer Buyruğu, Şeyh Safi Buyruğu, Fütüvvet–nâme, Menankıb–ül Evliya vb. adlarıyla tanınan ve 1608 yılında Bisati'nin kaleminden çıkan Menakıb–ül Esrar Behcet–ül Ahrar yapıtı, bir çeşit ante quem oluşturmaktadır, yani bu yapıtın yazıldığı tarihten önce Kul Himmet ölmüş olmalıdır. Yoksa yaşadığı ortamı ve şiirlerini tanıyan Bisati, kendisiyle mutlaka görüşür, bu konuda Kul Himmet'ten yararlanır ondan uzun uzun söz ederdi. Haliyle daha çok şiirlerine yer verirdi. Çünkü gerek Buyruk'ta anlatılan Alevi inancı, Muhammed–Ali yolunun ilkeleri, felsefesi ve nasıl sürdürülmesi gerektiğini en iyi bilen, ayrıca nefeslerinden anlaşıldığı gibi erkânlara bile katkısı bulunmuştur Kul Himmet'in. Ayrıca, Şah Hatayi'nin de birçok nefesinde övdüğü yücelttiği ve ona candan bağlılığını söylediği Hacı Bektaş Veli gibi, Şeyh Safi'nin de ermiş velilerden olduğunu vurgulamak ve Erdebil'i çekim merkezi yapmaktı amaç. Şeyh Safi'nin İmam Cafer Sadık'tan esinlendiğini ve Buyruğu'ndaki sözleri ondan aldığını ve hatta İmam Cafer'in mührünü taşıdığını şiirlerinde ifade eden Kul Himmet bu prapagandaya büyük katkıda bulunmuştur:

Erdebil'den gelince Rum'a

Sözümüz bizim didardan gelir

Şeyh Safi Buyruğu'n eyledim kabul

Sözü onun daim Cafer'den gelir

  • Makalatın ahiri cemalatın zuhuru (1)
  • Şeyh Safi'ye değiptir İmam Cafer mühürü
  • 2. Kul Himmet’in Yaşadığı Dönem ve İran Şahları
  • Yine çeşitli cönkler aracılığıyla ve Cem’lerde çok söylendiğinden dedelerin sözlü aktarımlarıyla günümüze ulaşan Kul Himmet şiirlerinin bazılarında geçen belirleyici tarih ve isimler, kapalı olarak verilen olaylar onun yaşadığı dönemi açıkça göstermektedir. Çocukluğundan itibaren, Anadolu'da ortaya çıkan onlarca Alevi–Kızılbaş halk ayaklanmalarına tanık olmuş ve Kızılbaş siyasetinin yükselişi ve devlet kuruşunu; başarılarını, bütün krizlerini ve çöküşünü yaşamıştır:

    Hey erenler kimse Şah'a gidemez

    Şah'a Kanber gibi kul olmayınca

    • Her Mekke'ye giden Hacı olur mu
    • Her abdal olanlar naci olur mu
  • Her çaput başlılar bacı olur mu
  • Erenler haliyle hal olmayınca

    • Cevahir yanmasa aşkın oduna
    • Sikke yazarlar mı Şah'ın adına
  • Seni hiç korlar mı talip evine
  • Zer gibi sararıp kal olmayınca

    • Mecnun olan gezer daim mestinde
    • Aşkın dolusunu tutar destinde
  • Seni taşırlar mı başlar üstünde
  • Mürşit nazar edip gel demeyince

    • Dertmend olmayınca gönül hak olmaz
    • Âşık olmayınca sine çak olmaz
  • Kul Himmet’im eydir vücut pak olmaz
  • Mürşit–i Kamilden el olmayınca

    Bu nefeste geçen Şah, Şah İsmail'dir. Kul Himmet'in Şah İsmail Hatayi ve Pir Sultan'la özel ilişkilerini inceleyeceğimiz bölümde vereceğimiz örnekler dışında bir siyaset şiiridir bu. İlk gençlik döneminde, belki Şah İsmail'in Anadolu'ya ikinci gelişinden sonra, Şah'ın peşinden gitmeyi arzu eden Kızılbaş gençleri için yazmıştır. Burada Mürşit olarak sıfatlandırılan, Kızılbaş Safevi Devleti yönetimini elinde tutan Kızılbaş Yüksek kurulu “Ehl–i İhtisas'' kurulu baş üyesi Halifet–ül Hülafa, yani Halifeler Halifesi'dir. Mürşit–i Kamil ise Şah İsmail'in kendisidir.

    Bunun için önce Mürşit'ten gelen buyruklara uymayı öneriyor. Şah'a kul olmadan, yola âşık olmadan Mürşit–i Kamil'den el almak, insan olarak paklaşmak–durulanmak olası değildir.

    Kul Himmet büyük olasıyla Şah İsmail'in Kızılbaş ordusuna katılmıştır. Ancak kendisinin de Safevi soyundan gelmesinin Şah'ın yanında özel bir ayrıcalığı olabilir. Onun tutsak olup kollarının bağlandığını ve Şah'a (Şah İsmail) kurtarılması için yalvardığını anlatan bir şiirini görelim:

    Bugün tutsak oldum kollarım bağlı

    Ayn–Cem'de oturan erenler mürvet

    Erenler serveri Erdebil Oğlu

    Ayn–i Cemde oturan erenler mürvet

    • Erenler ne desin kendi gelene
    • Eksikliğin kendi özünde bilene
    • Bizim gibi merd–i garip olana
    • Ayn–i Cemde oturan erenler mürvet
  • Yalnız kaldım yalvarayım ol Şah'a
  • Kendi kazancımla düştüm bir caha

    Bizim için niyaz edin dergâha

    Ayn–i Cemde oturan erenler mürvet

    • Yezidin yanında söylüyemedim
    • İnip aşk deryasın boyluyamadım
    • Arttı yaram merhem eyleyemedim
    • Ayn–i Cemde oturan erenler mürvet
  • Kul Himmet ya nice olur halimiz
  • Açılmadı kaldı gonca gülümüz

    Küçük büyük mümin müslim varımız

    Ayn–i Cemde oturan erenler mürvet

    Görüldüğü gibi tutsak bulunduğu yerde bu şiiri yazmış ve “Erenler serveri Erdebil Oğlu”ndan yardım istemekte ve kurtarılmasını dilemektedir. Erdebil Oğlu doğrudan Şah İsmail'in sıfatlarındandır. Bize göre, Cahit Öztelli'nin ileri sürdüğü gibi “Şah Tahmasb (1524–1576) veya Şah Abbas (1588–1628)”(2)değildir. Ozanın burada “Erenler serveri” olarak nitelediği Şah İsmail, “Ayn–i Cemde oturan erenler” ise, Kızılbaş Safevi devletinin, Kızılbaş Türkmen oymaklarının Dede–Beğlerinden oluşturduğu yüksek "Ehl–i İhtisas'' kuruludur.(3) 1501–2'de Kızılbaş Safevi devleti kurulduğunda, Alevi–Bektaşi Görgü Cemi kurumları doğrudan devlet yönetimine taşınmıştır. Kendilerinin aracılığıyla Şah'tan yardım isteyen Kul Himmet'in bu şiiri, adı geçen kurula ulaşmış olması olasılığı bile vardır. Kul Himmet'in gençlik yıllarında yaşadığı bu tutsaklıktan, herhalde çabuk kurtarılmıştır.

    Kul Himmet, kendisine el verip yola götüren piri Pir Sultan Abdal'ın bir nefesine benzer olarak yazdığı bir düvazimamının sonunda, Şah Tahmasb'a (1524–1576) bağlılığını çekinmeden söylüyor. Bu şiirini büyük olasıyla kendisi ve çevresinin, İranlı bir yabancı (mevali) olarak suçlayanlara karşı yazmıştır. İranlı olmakla birlikte Şii değil Hüseyni (Hüseyin'e bağlı Alevi) olduklarını haykırmaktadır. Pir Sultan Abdal'ınkiyle çok az farklı sözcüklerle aynı içeriği taşımaktadır. Ancak Pir Sultan nakaratlarında doğrudan “Hüseyni'yim Alevi'yim ne dersin?” diye meydan okumaktadır. Sonunu, nerede olursa olsun bir Hüseyin sever Alevi olarak ikrar–imanına bağlı olduğu söylemiyle, şöyle bitiriyor:

    Pir Sultan’ım çağırır Hint'te Yemen'de

    Dolaştırsam seni Sahib zamanda

    İradet getürdüm ikrar imanda

    Hüseyni'yim Alevi'yim ne dersin

    Kul Himmet ise şiirin sonunu Şah Tahmasb ile bağlıyor:

    Kul Himmet'im mürid idim amana(4)

    Özüm ulaştırdım Sahib zamana

    İradet getürdüm Şah Tahmasb Han'a

    Hüseyni'yiz Mevali'yiz ne dersin

    Kul Himmet bu şiirini 1533 tarihinden önce yazmıştır. Çünkü bu tarihten sonra Kızılbaşların ve özellikle Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşayan Alevi–Kızılbaş topluluklarının Şah Tahmasb'la bağları kesilmiş ve İran Şah'ından kesinlikle “mürüvvet” beklemez olmuşlardı.

    1524 yılında Kızılbaş Türkmen hanları, eski yüksek kurulu yeniden oluşturarak, on yaşlarında tahta oturtup Mürşid–i Kamil postuna geçirdikleri Şah İsmail'in oğlu Şah Tahmasb'ın Şah vekilliğini, üçlü ve ikili yönetimler (Triumviri ve Duumviri) ile 1529–30'lara kadar birbirleriyle mücadeleler içinde sürdürdüler. Sonra bu görevi Şamlu Muhammed Han devraldı. İç çatışmalara rağmen 1533 tarihine kadar kuruluş döneminde Kızılbaş Safevi yönetimi ikinci yükselişini yaşadı. Ancak Şah'ın çevresini kuşatmış, hiçbir zaman Kızılbaşlığı kabul etmemiş olan İran feodallarının geleneksel yönetici aristokrat aileleri daha fazla fırsat vermedi. Şah Tahmasb güçlenir güçlenmez, Şamlu Muhammed Han'ı öldürttü. Kızılbaş Türkmen oymaklarını birbirine düşürdü ve zorla yerlerini değiştirdi. Şah Vekilliği yerine bir İranlı'yı başvezir yapıp Kızılbaş Ehli İhtisas kurulunu dağıttı. Başkomutanlığı (Emir ul Umera) da ellerinden alıp Gürcülere verdi. 1501–2’de Tebriz'de kurulmuş olan Kızılbaş Safevi Devleti, 1533 yılından itibaren Kızılbaşlık özelliğini resmen yitirmiş, İran unsurunun devleti, yani bugünün deyimiyle Ulusal İran devletine dönüşmüş. Yine aynı tarihten itibaren, Oniki İmamcı Şii şeriatı, devletin resmi dini olmuştu. Böylelikle İran'da Kızılbaş azınlığın kurduğu devlet ortadan kalkmıştır.

    Bu süreçte Osmanlı'nın da büyük katkısı vardır: 1533 den 1555'e kadar Kanuni Süleyman'ın İran'a yaptığı üç sefer İran Safevi devletini ortadan kaldırmak için değil, Kızılbaşlığı ve Kızılbaşları yok etmek amacını taşıyordu. Bilindiği gibi 1530'lara kadar Anadolu'da onlarca bölgesel Kızılbaş başkaldırıları olmuştur. Ama siyasetleri Osmanlı başkenti İstanbul'a, padişahın tahtına yöneliktir. Kul Himmet de, Pir Sultan da bu siyasetin sözcüleri ve propagandacısıdırlar.

    Örneğin Pir Sultan, İran yandaşı değil, tam tersine Kızılbaş Safevi yönetimini Kızılbaş çoğunluğun bulunduğu Anadolu'ya ve Kalender Şah ayaklanması sırasındaki (1527–28) büyük mücadeleye çağırmaktadır. Kızılbaş halk yönetimini İstanbul'da görmek istemektedir:

    Yeryüzünü kızıl taçlar bürüye

    Münafık olanın bağrı eriye

    Sahib–i Zamanın emri yürüye

    Mehdi kim olduğu bilinmelidir

    • Pir Sultan'ım eydür ey Dede Dehman
    • Kendini çevir de andan gel heman
    • İstanbul şehrinde ol Sahib–Zaman
    • Tac ü devlet ile salınmalıdır
  • İran'daki Kızılbaş Türkmen oymakları, kökleriyle bağlı oldukları için, Kızılbaş hareketlerin hem destek hem de sığınak yerleriydi. Kısacası Cahit Öztelli'nin abartarak: “Aleviler Şah Tahmasp'ı çok severlerdi. Nefeslerde onun adı ile andıkları gibi ‘Güzel Şah, Ala gözlü Şah’ ve özellikle Alevi toplumu arasında ‘Dehmen–Dehmen Şah’ diye anılmakta idi” diye yazması, dönemin tarihini çok iyi incelememesinden kaynaklanıyor. Sözünü ettiğimiz 8–9 yıllık ilk döneminde Alevi–Kızılbaş ozanlarının şiirlerinde Şah Tahmasp'a bütün adların yakıştırılması da, Kızılbaş Yüksek Kurulunun siyasetinin uzantısıydı.
  • Kul Himmet Dede'nin tarih düşerek yazdığı iki nefesi, Şah Tahmasp dönemine rastladığı halde adını anmaz. Bunlardan ilki, İrfan Çoban'ın(5)Kul Himmet soyundan gelen Boncuk Şahin Dede'den derlediği ve hem düvazimam hem de Cemlerde gülbenk (dua) olarak okunan 38 kıta'lık uzun nefesidir. Kul Himmet, hece sayısını ve uyakları göz önünde almadan, Görgü Ceminde içinden geldiği gibi (Şatiyye) gülbenk çekerken yarattığı bu nefeste peygamberler, melekler, Oniki İmamlar, Hacı Bektaş Veli, Kızıl Deli Sultan, Balım Sultan, çok sayıda erler–evliyaların ozanların adına zikrederek, bütün yersel–göksel varlıkların hepsinin “hürmeti hakkı için Ali”den yardım dilemektedir. Bu uzun nefes ağızdan ağıza, sözlü olarak gelmiş olduğundan bazı evliya isimleri sonradan şiire girmiş. Kul Himmet onuncu dörtlükte Şah İsmail'i bir veli olarak anmaktadır:

    Dillerine ben mailim

    Her ne der isen kailim

    Kolu şanlı Şah İsmail'in

    Hürmeti hakkı için ya Ali medet

    Şiirin sonlarına doğru (36. dörtlükte) Kul Himmet tarih düşmüştür:

    Otuz dokuzda buldum kararım

    Bir dert ehli hoş yar ararım

    Sinop'ta yatan hazreti Bilal'ın

    Hürmeti hakkı için ya Ali medet

    Kul Himmet Hicri 939'da (1533–4) bu nefesi söylerken, olasıyla kırk yaşlarındadır. Tam kararını bulmuş, olgunlaşmıştır ve derdine ortak olacak, kendisini anlayacak bir dost aramaktadır. Bunun için Sinop'taki bir evliyanın hürmetine Ali'den yardım beklemektedir. Başından çok maceralar geçmiş ve gittiği yerde güzel sözler etmiştir.

    Ona Horasan'dan ve Erdebil'den erler gelmektedir. Bu ifade, Kul Himmet'in Erdebil ile ilişkisiyle birlikte, bu yıllarda Şah Tahmasp ile çatışan Horasan eyaletini elinde tutan Kızılbaş oymak beyleriyle haberleştiğini de gösteriyor. Artık yazdığı kağıtlarda (varaklar) dilekler dilemektedir:

    Çok serencemler geçti serden

    Lal–i gevher çıkar dilden

    Horasan'dan Erdebil'den gelen erenler

    Hürmeti hakkı için ya Ali medet

    • Kul Himmet'im açıldı varaklarım
    • Kabul olsun dileklerim
    • Hurilerin meleklerin
    • Hürmeti hakkı için ya Ali medet
  • Kul Himmet’in 1533–34'de yazdığı böyle bir şiirde, Şah Tahmasp'ın da “hürmeti hakkı içün” Ali'den yardım istememesi için, onu artık sevmemesi ve ona karşı olması gerekmektedir. Bu durum yukarıdaki anlattığımız tarihsel olaylarla koşutluk taşımaktadır.
  • Yine İrfan Çoban'ın Kul Himmet evlatlarından Abbas Dede'den derlediği diğer nefes de bir düvazimam'dır. Bülbül ile konuşarak onun kendisine hal diliyle söylediklerini, bu düvazimam'da dillendiriyor Kul Himmet. Öğütler verirken, aynı zamanda özeleştiri geçiyor. 6. dörtlükte düştüğü bir tarih ve bu tarihte, “Dört kitapla İmam Cafer heyeti”nin “mümin kula” söyledikleri var.

    973 (1563) yılında yazılmış olan şiirde, Şah Tahmasp'ın İran'da Şii şeriatının resmi devlet dini kabul etmesine ve olasıyla onun Anadolu'daki propagandasına karşıkoyum hissediyoruz. “İmam Cafer Heyeti'' diye adlandırdığı, ya doğrudan Kızılbaş Safevi devleti yöneticileri eski “Ehl–i İhtisas” yüksek kuruludur; ya da daha akla yatkını, bu kurulun üyesi “Halifeler Halifesi”nin başkanlığındaki Buyruk hazırlayan “İmam Cafer heyeti” adıyla bir alt komisyon vardı. Bu bilgiler bize, Kul Himmet'in bu heyette yer almış olabileceğini de düşündürüyor. Asıl onların söylediklerine kulak veriniz diye karşı propaganda yapmaktadır. Ancak tıpkı Pir Sultan'ın yaptığı gibi, kapalı ve simgelerle vermektedir düşündüklerini:

    Eğer candan sever isen sen beni

    Eğlen uçup gitme der güle bülbül

    Senin mekânın benim kalbim evidir

    Vücudum şehrine kona der bülbül

    • Konarsan güle kon dikene konma
    • Sakın eski düşman dost olur sanma
    • Rakipten korkup ta sen geri durma
    • Düşmanın kastı cana der bülbül
  • Bülbül gibi daldan dala sektiğim
  • Kahrı hoş eyleyip cevrin çektiğim

    Beresin bekleyip ikrar güttüdüm

    Gülde mi harda mı o ne der bülbül

    • Gani Celal'dan rahmet ola kuluna
    • Tabib gerek derde derman buluna
    • Benliğinen konma gülün dalına
    • Arı var pençeni kana der bülbül
  • Hatice–t–ül kübra Zühre'nin sesi
  • Hasan'ın Hüseyin'in validesi

    Hazreti Peygamberin kerimesi

    Sorun Fadime'ye o ne der bülbül

    • İmam Zeynel içti abu hayatı
    • Muhammed Bakır'a ver saadeti
    • Dört kitapla İmam Cafer heyeti
    • Yetmiş üçte mümin kula der bülbül
  • Musa–i Kazım'ın kurşun içişi
  • İmam Rıza'nın müşkül seçişi

    Seher vakti dertli dertli ötüşü

    Dost bağında gonca güle der bülbül

    • Taki'nin Naki'nin ervahı farzın
    • Cebrail türaba erdirdi özün
    • Naki'nin alnında Zühre yıldızı
    • Gelin yaş soruşun bile der bülbül
  • Hasan Askeri'den asker kopunca
  • Mehdi mağaradan dışa çıkınca

    Binbir çiçekten de paçın alınca

    Arının figanı bala der bülbül

    • Kul Himmet dilinden güherler saçar
    • Geçer şu mahluğun eyyamı geçer
    • Mümin olanlara rahmetler saçar
    • Dünya baki değil fena der bülbül
  • Kızılbaşların iktidarı üçüncü kez ele geçirme girişimi 1587–90 arasında; Şah Muhammed Hüdabende (1586–87) ve Şah Abbas'ın (1588–1628) ilk yıllarında olmuştur. Şah Abbas'ı da başa geçiren Kızılbaş güçler olmuşsa da, o babasından daha sert bir biçimde Kızılbaş Türkmenleri yönetimden atmış, yerine Gürcüleri ve Çerkezleri yerleştirerek büyük kıyımlar yapmıştır. Bir daha da Kızılbaş güçleri İran'da kendilerini iktidara yöneltecek ortamı yakalayamamışlardır.(6)
  • Şah Abbas'ın ilk yıllarındaki Kızılbaşların iktidarı ele geçirme girişimi, anında Anadolu'ya yansımıştır. Kul Himmet bu girişim üzerine Şah Abbas'ın tahta çıkışını:

    Yol oğlu musun sufi

    Bu yolu kurdu Safi

    Bu yolu terkedenin

    Kalbinde gerek insafı

    ile başlayan 121 kıta'lık bir maniler dizisiyle karşılamıştır. 28. dörtlükte Şah Abbas’ı Sahib–i Zaman (Mehdi) olarak selamlayıp, Şeyh Safi'den itibaren atalarını ona anımsatmış, onu Timur'a (Gürkan–Gürhan) benzeterek Anadolu'ya gelmesini –kapalı olarak– teşvik etmiş. Genç yaşta tahta çıkarılışından umutlar besleyerek dergâhına uzaktan niyazda bulunmuştur:

    Çıkınca Sahip Zaman

    İnkara vermez aman

    Birgün sela okunur

    Abdesli bilinür Gürhan

    • Makalatın ahiri
    • Cemalatın zuhuru
    • Şeyh Safi'ye değiptir
    • İmam Cafer mühürü
  • Şeyh Sadrettin Hoca Ali
  • Şeyh İbrahim oldu ulu

    Ali padişahıdır

    Sözümüzün evveli

    • Şeyh Cüneyd Şeyh Haydar
    • Şah İsmail geldi er
    • Şah Dehmen padişah
    • Şevketli olhur...?...
  • Koca Kabban (?) gördü eza
  • Ali Abbas kıldı kaza

    Şeyh Safi akranında

    Şah Abbas geldi taze

    • Şah Abbas şahımızdır
    • Gülyüzlü mahımızdır
    • Niyazım dergâhına
    • Gizli penahımızdır
  • Dergâhına niyazım
  • Payine sürsem yüzün

    Gönlüm intizar kıldı

    Yolların gözler ahım

    62. dörtlükte Şah herşeyi düzeltir (Pard'olur Şah pard'olur) deyip, onu izleyen birkaç dörtlükte kendi isteklerini ve asıl Anadolu Kızılbaşlarının siyasetini ortaya koyuyor. Onların emelleri olan İstanbul'un alınmasını gerçekleştirir diye umuyor ve onu yönlendiriyor. Zülfikarı kuşanmasını istiyor. Ancak o zaman İnkar'ın (Osmanlı Padişahının) yüreğinden kanlar boşanacaktır:

    Pard'olur Şah pard'olur

    Eşikte niyaz d'olur

    Erenler dem erince

    Kış içinde yaz olur

    • Erenler dem erince
    • Coşar çarha girince
    • Ya Merdan eğlenir mi
    • Meydanda ne görünce
  • Meydan d'olur meydanlar
  • Tahtına uğrar canlar

    Bin baş bin yol sayılır

    Onda sorulmaz kanlar

    • Alır İslambol tahtın
    • Yerine getirir ahtın
    • Zülfikarı kuşanır
    • Geyünür cenk rahtın
  • Zülfikarın kuşanır
  • Yezit görür uşanır

    İnkarın yüreğinde

    Kopar kanlar boşanır

    79. dörtlükte Şah Muhammed Hüdabende'den, hatalı ve hiçbir marifeti olmadığından söz ediyor. Ariflerin kendisinden iğrendiğini söylüyor. Şah Abbas ise, “Şahlar şahı ve alemin sığınacak yeri”dir. Şah Abbas’ın tahta geçmesi, İmam olmasıyla Kul Himmet onun vasıflarını söze döküyor ve övgüsünü tamamlıyor.

    Şah Bende'nin zatı çoktur

    Hiçbir marifeti yoktur

    Arifler iğrenirler

    Böyle taslığı çoktur

    ...

    Şah'ım şahlar şahıdır

    Alemin penahıdır...

    • Kul Himmet’e ayan oldu
    • Güzel Şah imam oldu
    • Şahın cemali vechinde
    • Bu vasf kelam tamam oldu
  • Kul Himmet'in bu maniler dizisini Şah Abbas'ın tahta çıkarıldığı 1588'in başlarında yazdığı anlaşılıyor. Ve büyük olasılıkla büyük ozan son birkaç yılını Kızılbaşların kurtuluşu umudu içinde geçirmiştir. Kul Himmet, bu maniler dizisinin 72.sinden itibaren 7 dörtlük içinde, “Mana ulaştı kırka'' diye başlayıp yüze erişinceye dek, sanki her dörtlükte on yılının yaş özelliklerini vermektedir. Mana'yı, içdünyası olarak alırsak, kırk yaşından itibaren olgunlaştığını söyleyip, yüzyaşına dek sürdürüyormuş gibi geliyor insana. Ancak bazan Mani türünün özelliği gereği, tekerleme biçiminde anlamlandırılması güç boşmuş gibi görünen sözler de sıralıyor. Belki özellikle 76. dörtlükte Şeyh Safi'nin (1252–1334) seksen yaşlarında öldüğünü ima etmesi, kendi yaş evrelerini dörtlüklerle verdiğine kanıt gösterilebilir:
  • Mana seksene yetti

    Ali özün şehit etti

    Kodular hak yoluna

    Şeyh Safi doğru gitti

    Böyle olunca Kul Himmet yüz yaşlarında ve arifler meclisinde sohbette iken, Şah Abbas'ın Kızılbaşlar tarafından tahta çıkarıldığı haberini almıştır. Bu onun için bir armağandır. Bu armağanı “şerh etmeğe”, yani açıklamaya geçerken Şah Bende'den (Şah Muhammed Hudabende'nin kısaltılmış söylenişi) başlaması ve arkasından “Şahın minbere çıktığını” zikretmesi de tezimizi güçlendiriyor:

    Mana erişti yüze

    Yüz gören vermez yüze

    Bu arifler sohbetidir

    Bir armağan geldi bize

    • Armağan geldi bize
    • Dinlen şerh edem size
    • Her nefs buğuza gerek
    • İmiş bunlara kaza
  • Şah Bende'nin zatı çoktur
  • Hiçbir marifeti yoktur

    (...)

    Gönül mescit dil vere

    Şah'tır çıkan minbere

    3. Kul Himmet Dede Erdebil Ocağına Mensup ve Şeyh Safi’nin Torunlarındandır

    Kul Himmet'in kim olduğu üzerinde, 1990 yılında yayınlamış olduğu bin sayfalık “Bektaşi Nefesleri ve Şairleri” isimli kitabında (s. 163) Turgut Koca şu bilgiyi veriyor:

    “16. yüzyılda yaşamış bir şairdir. Yeniçeri ocağından emekli olunca, bütün Osmanlı topraklarını köy köy dolaşmıştır. Şiirlerini bu gezginciliği sırasında yazmıştır. Bir ara Hacı Bektaş Dergâhında dervişlik etmiş, mücerret azizlerdendir. Nefeslerinden bir kısmı bestelenmiştir.''(7)

    Bu bilgilerin hiçbir dayanağı yoktur. Kul Himmet'in Tokat bölgesinde yaşadığı ve bir ailesi bulunduğu bilinmektedir. Mücerret (evlenmemiş) derviş de değildir. Tokat'a bağlı Almus ilçesinin Varzıl (Görümlü) köyünde mezarı bulunmaktadır. Kul Himmet soyundan gelen ve Kulhimmetliler adını taşıyan Dedeler (Seyyid) Ocağı vardır.

    Kul Himmet'in bugüne değin bilinmeyen soyunu, aşağıda yeni bulunmuş bir şiiriyle açıklayacağız. Bu çok önemli nefesi de, Kul Himmet'in mezarının bulunduğu köyden İrfan Çoban Kulhimmetli Dedelerden derlemiştir. Ayrıca İrfan Çoban Kul Himmet'in soyunu gösteren hüccet–nâme'yi de görüp okuduğunu söylemektedir. (İrfan Çoban: Kul Himmet. Tokat 1997: 6–8) Kul Himmet'in kendisini ve soyunu tanıtan –görünüşte bir kaç kuşak kesiklik olmasına rağmen– bu nefesi çok önemsiyoruz.(8)Şiirin tamamını aşağıda geçtikten sonra, yorum ve açıklamalarını yapacağız:

    Aslımı sorarsanız behey sofular

    Aslımız Oniki İmam'dan gelir

    • Aslımı neslimi diyeyim size
    • Neslimiz Ahmed–i Muhtar'dan gelir
  • Hüseyin'dir aslım ceddim celalım
  • Anadan gelme ummandan gelir

    • Ondan İmam–ı Zaynel ü Bakır
    • İmam Cafer Sadık ummandan gelir
  • Musa Kazım Hüseyn için çok ağladı
  • Oğlu Hamza–yı Ebul Kasım'dan gelir

    • Hamza'dan geldi cihana Ebu Muhammed
    • Onun oğlu İsmail'den gelir
  • İsmail'in torunudur Cafer
  • Cafer oğlu Muhammed'den gelir

    • Muhammed oğlu Hüseyin'den gelmişem
    • Hüseyin oğlu Feyruz Şah'tan gelir
  • Muhammed Hafız ondan geldi dünyaya
  • Onun oğlu Saadettin'den gelir

    • Evliya sulb–i Saadettindir bilin
    • Ervahı şartlar insandan gelir
  • Kutbettin'den geldi Şeyh Salih
  • Şeyh Safi'nin dedesi Salih'ten gelir

    • Salih'in oğlu Emaneddin–i Cibril
    • Şeyh Safi gibi imamdan gelir
  • Şu dünyada bozulunca aslımız
  • Ceddi pakim Erdebil'den gelir

    • Erdebil'den gelince Rum'a
    • Sözümüz bizim didardan gelir
  • Şeyh Safi buyruğun eyledim kabul
  • Sözü onun daim Cafer'den gelir

    • Yedi kez hacca kılmışam revan(9)
    • Yollarımız ehl–i irfandan gelir
  • Rum diyarına destimi attım
  • Ali sırrı benim kalbimden gelir

    • Evladımın adını koymuşum Şahin
    • Hakka doğru yollar bunlardan gelir
  • Şahin'ime yolumu eyledim teslim
  • Aslımız Şah–ı Erdebil'den gelir

    • Adımı anam Hüseyin koydu
    • Babam Muhyettin'dir İran'dan gelir
  • Kula himmet eyledi Şeyh Safi
  • Kula inanmayan Mervan'dan gelir

    • Ondan sonra adım oldu Kul Himmet
    • Evliya yolu Kırklar'dan gelir
  • Sofu bana sırrımı farş ettirdin
  • Sırrı farş eyleyen şeytandan gelir

    Kul Himmet bu şiirinde Safevi hanedanının soyağacını, Şeyh Safi'ye (1252–1334) kadar sadece 3–4 isim eksiğiyle bize vermektedir. Bu eksik isimlerin peşpeşe olmasından, içinde geçtiği beyitlerin kaybolduğu yargısına varılabilir. Kul Himmet'in bu nefesi, Kızılbaş–Alevi ozanları arasında Safevi soyağacını –Şeyh Safi'ye kadar da olsa– tanımlayan tek örnek olması bakımından önemi bir yana, ilk kez ozanın kimliğini ve kendi soyunu tanımamızı sağlamaktadır. Her ne kadar İrfan Çoban Kulhimmetli Dedelerde şeceresini görüp okuduğunu ileri sürüyor ve saptadığı bir Şah İsmail şeceresiyle karşılaştırıp, onunla amca çocukları olduğunu kanıtlamaya çalışıyorsa da fazla inandırıcı değil. Şeyh Safi'den sonra Erdebil postuna oturmuş Sadreddin (1334–1393), Sultan Hoca Ali (1392–1429) ve Şeyh İbrahim (1429–1447) atlanarak, Şeyh Cüneyd (ölm. 1460) ile Şeyh Haydar'ı (ölm. 1488) Şeyh Safi'nin oğlu ve torunu gösterilmiştir. İrfan Çoban'ın bu karşılaştırmalı sıralamasında Şeyh Cüneyd'in iki oğlu olduğu doğrudur. Ancak Şeyh Cüneyd'in Çerkez halayığından olan büyük oğlunun adı Muhyiddin değil, Hoca Muhammed'dir. (Âşık Paşazâde'den aktaran Walther Hinz: Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd. 2. Baskı, Ankara 1992: 27, 110) Asıl adının Hüseyin olduğu anlaşılan Kul Himmet, babasının adının Muhyiddin olduğunu ve şiirinde “cedd–i pakinin (temiz soyu)” Erdebil'den geldiğini söylemektedir. Kaybolmuş beyitlerinde geçen Kul Himmet'in dedelerinin adlarını bilemiyoruz. Bu şiire göre, Şah İsmail ile çağdaş olan Kul Himmet onun gibi, Şeyh Safi'nin 6. kuşaktan torunudur. Bir kaç beyit içinde verildiği, fakat günümüze ulaşmadığını düşündüğümüz Kul Himmet'in üç dedesinin adını öğrenemiyoruz. Buna rağmen, diğer Erdebil Şeyhlerinin adlarının geçmemesi, babasının adının da Muhyiddin olması bizde onun, Şeyh Safiyüddin'in beş oğlundan biri olan Muhyiddin'in soyundan geldiği kanısını uyandırmaktadır. “Şu dünyada bozulunca aslımız / Ceddi– pakim Erdebil'den gelir” beyitinden, Erdebil dergâhı postuna oturmak için hak kazanamamış Muhyiddin, ya da oğlunun Erdebil'den Anadolu'ya geldiği anlamı çıkabilir. Belki de Kul Himmet'in yazdığı “aslının bozulması”, yani Dergâhın ilkelerine aykırı işler yapmasından dolayı bu hakkı yitirmiştir. Muhyiddin'in kardeşi Sadreddin'in yaklâşık yetmiş yıla yakın Erdebil'in başında bulunmasıyla bazı sıkıntılar yaşanmış olabilir. Ama belki de Kul Himmet'in dedeleri, Hoca Ali döneminin sonlarında, Timur'un Anadolu'dan getirip Erdebil'de bıraktığı Alevi Türkmen tutsakların, yani Sufiyan–ı Rum'dan bir kısmının geri dönüşleri sırasında birlikte gelmiş olabilirler. Görüldüğü gibi Şeyh Safi Buyruğu'nu kabul edip ona bağlanmasının nedeni, sözlerinin İmam Cafer'den gelmesinden ve onu temsil etmesindendir. Bir başka nefesinde Kul Himmet'in, “Şeyh Safi'ye değüptür / İmam Cafer mühürü” dediğini ve Buyruğun tanıtılması ve yaygınlaştırılmasında emeği geçtiğinden yukarıda söz etmiştik. Şiirin sonunda kendisine Kul Himmet adını veren ermişin Şeyh Safi olduğunu açıklıyor: Bu, şiir söyleyip dillenen ozanlara, pirleri veya mürşitleri tarafından, ya da düşlerinde bir veli, bir peygamber görünüp yeni bir ad takılması olarak bilinen Alevi geleneklerindendir. Ayrıca Muhammed–Ali yoluna girerken, yani ikrar verme–musahib olma töreninden sonra verilmiştir. Kul Himmet bir başka düvazimam şiirinde Şeyh Safi'ye “Safi Dede'm” diye seslenmektedir:

    Güzel Muhammed'in zikr–i hakkıdır

    Oniki irenkten metah dokutur

    Safi Dedem yazar Ali okutur(10)

    Cebrail'in kanadında yazılı

    Şeyh Safi'nin Erdebil dergâhının başına geçememiş oğulları ve torunlarının Rum'a (Anadolu'ya) göçtüklerinin bir başka örneği Sivrihisarlı Baba Yusuf'tur. 1524 yılında ölmüş olan Mürşid–i Kamil olarak tanınan Yusuf Baba'nın “Kitab–ı Mahbubiyye” adlı manzum bir yapıtı günümüze gelmiştir. Bu kitabın başında verdiği Safevi soyağacını Adem peygambere değin çıkartmaktadır. Kendisi, Şeyh Safi'den sonra yerine geçmiş olan Sadreddin'in oğlu Cemaleddin'in soyundandır. Sadreddin'in diğer oğlu Hoca Ali Erdebil postundayken Cemaleddin'in oğulları ve torunlarının Anadolu'ya gelip yerleştikleri anlaşılıyor. Yusuf Baba adı geçen yapıtında Yunus Emre'nin mezarının Sivrihisar'a yöresinde Sarıköy'de bulunduğunu da zikretmekte. Ayrıca soyundan geldiği Şeyh Cemaleddin'in kardeşi Hoca Ali'nin müridi Şeyh Hamid Veli (Somuncu Baba, ölm. 1413) ve ona bağlı Hacı Bayram–ı Veli'den de söz etmektedir. Bu gösteriyor ki Anadolu'da yol (tarikat) zinciri Erdebil Şeyhleriyle yürüyen Sünni Türk mutasavvıfları bulunmaktadır. Yusuf Baba'nın da Alevi olup olmadığı açık değildir. (Abdülbaki Gölpınarlı: Alevi Bektaşi Nefesleri. Ankara 1963: 272–273, 276; Melamilik ve Melamiler. İstanbul 1992: 34–35)

    Kul Himmet'in mezarının bulunduğu ve Kul Himmet soyluların yaşadığı köyden olan ve köyünde yıllarca imamlık yapmış bulunan İrfan Çoban'ın ozan hakkında derlediği otantik bilgiler, asıl adı Hüseyin olan Kul Himmet'i ailece bize tanıtıyor. Hanımının adı önce Ördek Ana iken, yerleştiği köyde değiştirip Fatma Ana demişler. Birinin adı Şahin, öbürünün Abbas olan iki oğlu vardı Kul Himmet'in. Yukarıdaki şiirinde sadece iki kez oğlu Şahin'in adı geçmektedir. “Şahin'ime yolumu eyledim teslim” dizesinden anlaşıldığına göre, Kul Himmet artık yolu–erkânı yürütmeğe mecali kalmadığı ömrünün son zamanlarında bu şiiri yazmıştır. Abbas'ın o tarihlerde yaşamadığı anlaşılıyor.

    Söylentiye göre, Kul Himmet olasıyla, küçük yaşta ölen oğlu Abbas'ın ardından çok ağlayıp sızlamaktaymış; kendisine insan kılığına girmiş bir melek (Mikail) görünüp, elini gözlerine sürerek ona Kerbela'yı göstermiş. İmam Hüseyin ve yetmiş iki yakınının şehit oluşlarını gözleriyle görmüş. Melek ona:

    “Ey, ben dervişim, diyen kişi! Sen hep cedd–i celalını översin; hem Hüseyin'in soyundanım dersin, hem de vadesi gelmiş bir evlat için figan edersin. Görmez misin İmam Hüseyin'i? Beş kardeşi üç oğlu gözünün önünde şehit edildi; yine de Allah'a davacı olmadı. Dervişlik, Allah'tan gelene kail olmak ve hoşnutlukla karşılamaktır”

    deyip gözden kaybolmuş. Kul Himmet de bir daha ağlamamış ve düvazimamlar söylemiş. Kul Himmet'in soyu oğlu Şahin'den yürümüş. Varzıl (Görümlü) köyünde yaşayan Şahinoğulları, Dedeler kabilesi olarak onun soyundan gelmektedirler.

    4. Kul Himmet, Şah İsmail Hatayi ve Pir Sultan Abdal Yakınlığı

    Bu üç büyük Alevi–Kızılbaş ermiş ozanı birbirinden etkilenmiş ve çok kez nefesleri birbirine karıştırılmıştır. İçlerinde yaşça en küçüğü olan Kul Himmet birçok şiirinde hem Şah hem ozan olarak Hatayi'yi ve ustadı–piri olarak Pir Sultan'ı zikretmiştir. Pir Sultan'ın da bazı şiirlerinde Şah Hatayi'nin adı geçmesine rağmen, Hatayi’nin hiçbir şiirinde ne kendisinden yaşça büyük olan Pir Sultan'ın ve ne de Kul Himmet'in adına rastlanmamaktadır. Bu ancak birinin Şah, öbürlerinin bende–kul durumunda oluşları ya da diğer söylemle, Hatayi'nin Mürşid–i Kamil makamında bulunması dolayısıyla, onlara sadece talip gözüyle bakmasıyla açıklanabilir. Buna karşılık Hatayi'nin, o dönemlerde Hacı Bektaş Veli Dergâhının Pir'i, Balım Sultan (1450?–1418?) hem de kardeşi Kalender Çelebi (1483?–1428) üzerine birer şiiri vardır. Bu kişiler, Şah'ın kendi inanç ve siyasetinin kaynağı Hacı Bektaş Veli'nin temsilcileri olduğu kadar, Küçük Asya'da yaşamakta olan Alevi–Kızılbaşların birinci derecede bağlı oldukları dergâhın başındaydılar. Alevi toplulukların manevi önderleri Dede'ler, her yıl orada kazan kaynatıp icazet aldıktan sonra gelip Cem–cemaatlarını yaptırıyorlardı. Özellikle Balım Sultan'ı öven şiir tamamıyla siyasidir. Olasıyla 1509'da, 2. Bayezid'in izniyle Osmanlı sınırında Yıldız Dağı çevresinde bir süre kalışı sırasında yazmıştır.(11)

    Burada yapılan Cemlere ve siyasi toplantılara Hacı Bektaş Dergâhı'ndan Balım Sultan'ı temsilen Kalender Abdal, aynı Dergâhtan icazetli dede Pir Sultan Abdal ve henüz 17–18 yaşlarında bulunmasına rağmen ozanlığıyla kendini kabul ettirmiş Safevi soylu dede Kul Himmet de katılmıştır. Bu geniş katılımlı siyasi toplantılarda ozan olarak Şah İsmail Hatayi, Pir Sultan ve Kul Himmet'in biraraya geldiklerini belirleyen Kul Himmet köyünde (Varzıl–Görümlü) anlatılan bir önemli söylence ve üçünün de adını birarada zikreden nefesler mevcuttur. Kalender Abdal bu üç ozanın biraraya gelişini, çok geniş yorumlara açık görünen “Eli kanlıların elin yumağa” dizesiyle vermiştir. Kalender üçünü de cümle âşıkların atası ilan eder:

    Ezel–i ervahtan ceddim cemalim

    Hatayi Kul Himmet Pir Sultan geldi

    Eli kanlıların elin yumağa

    Hatayi Kul Himmet Pir Sultan geldi

    (...)

    Kalender yok bu sözümün hatası

    Beş harftendir âşıkların futası

    Üç âşıktır cümle âşık atası

    Hatayi Kul Himmet Pir Sultan geldi (12)

    Kul Himmet dondan dona geçen, sürekli bir dönüşüm içinde herşeyde, heryerde ve bütün sevdiği kutsadığı kişiliklerde Ali'yi gördüğünü anlattığı nefesinde ikisini de anar. Ali hem kendisinde, hem de Şah Hatayi ve Pir Sultan'dadır:

    Ali'sin Muhammed yoktur gümanım

    Şeriat içinde dinimsin Ali

    Tarikat içinde sırr–ı ummanım

    Marifet içinde pirimsin Ali

    (...)

    Dilek diler seni severim canda

    Kul Himmet(?) Hatayi Pir Sultan sende

    Ruz–i mahşerde ulu divanda

    Mümine şefaat edensin Ali

    Kul Himmet bir başka nefesinde, Hatayi'nin şiirine benzek yaparak; hem onun söylemiyle hem de onu arada kullanıp Hacı Bektaş'a yalvarıyor. Ayrıca Pir Sultan yolundan gittiğini ve ondan ayrılmak istemediğini öğreniyoruz:

    Hatayi'm(e) Kul Himmet eder niyazı

    Pir Sultan yolundan ayırma bizi

    Ol mahşer gününde isteriz sizi

    Muhammed önünde car Hacı Bektaş

    Şah Hatayi'nin özellikle kolay anlaşılır, halk kesiminin çok çabuk kavrayıp etkilendiği 7, 8 heceli dörtlükler ve bazan dördüncü dizenin yinelenerek tekerlemeye dönüştürdüğü uzun mani dizisi (katarı) türünü Kul Himmet dışında kullanan Alevi–Bektaşi ozanlarına rastlamıyoruz. Ayrıca Hatayi'nin, İmam Ali'nin İslamın yayılmasına ilişkin savaşcıl ve barışcıl eylemlerinin, büyüklüğü ve erdemlerinin konu edinildiği ve yine Ali'yle ilgili tarihsel olayların olağanüstü kerametler biçiminde anlatıldığı öykü–destan şiir türünü Kul Himmet de başarılı biçimde kullanmıştır. Örneğin Ali'nin Uhud ve Hayber Kalesi savaşlarındaki gösterdiği yiğitlikler, Ali ve Dev, Ali ve Salman, Ali ve Güvercin, Ali'nin Cıfat'a satılması, Ali'nin Yüzüğü öyküleri –bazan ikisi aynı öyküyü değişik biçimde– her iki ozan tarafından işlenmiştir. Her iki ozandan birer örnek verelim:

    Hatayi'den Ali İle Selman’ın Öyküsü

    Okurum hece hece

    Bilmenem halim nice

    İsmin Elif kodular

    Nik beratlı bir hace

    • Kul olam usul boya
    • Mubahta kohan yuya
    • Deşt–i Erzan gölünde
    • Selman oynardı ceye
  • Selman korktu havf etti
  • Elif Lam Mim Kaf etti

    Selman'ın hırkasına

    Geldi bir arslan yattı

    • Bilmedi kande cihan
    • Arslan geçmişti dondan
    • Çağırdım celal hakkıyçün
    • Kurtar beni aslandan
  • Selman gördü havf etti
  • Elif Lam Mim Kaf etti

    Gördü bir atlı gelir

    Aslan kakıdı gitti

    • Kul olam bu atlıya
    • Sad eli beratlıya
    • Selman bir deste nergis
    • Niyaz sundu atlıya
  • Çağırdım ana ana
  • Kül oldum yana yana

    Üç yüz yıl tamam oldu

    Ali geldi cihana

    • Kırmızı gül alası
    • Can cinin müptelası
    • Ali cihana geldi
    • Selman oldu lalası
  • Kırmızı gül harman ile
  • Dertliler derman ile

    Ali hurma dibinde

    Oynardı Selman ile

    • Oynum yetmez oyuna
    • Elim yetmez boyuna
    • Ali hurma çigidin
    • Sındı Selman boynuna
  • Oku derim ben bunda
  • Ne oyunun var bende

    Ben bir ulu kişiyim

    Ne oyunun var bende

    • Can cana mulu musun
    • Dedim yar ulu musun
    • Söyle Selman göreyim
    • Sen benden ulu musun
  • Can cana ne muluyem
  • Dedim yar usulüyem

    Ben üçyüz sen yedisinde

    Pes ben senden uluyem

    • Okuram bir ayetin
    • Etmezem kul gaybetin
    • Deşt–i Erzan gölünden
    • Kim aldı hal ayetin
  • Kırmızı gül nalan ile
  • Kavlim yok yalan ile

    Benim kasavetim var

    Haletim alan ile

    • Uyur bitmez uyana
    • Ali yetmez yayana
    • Ali nergisi sundu
    • Selman etti ayan
  • Hatay'im has değil mi
  • Bakın ihlas değil mi

    Hazreti Ali'nin lalası

    Selman–ı Fars değil mi

    Şah Hatayi'nin bu destanı gerek anlatım, gerekse biçim ve içerik yönünden pek güçlü görünmüyor. “İbrahim ile İsmail”, “Ali ile güvercin” ve “Ali ile dilenci” vb. destansı öyküleri de (İbrahim Arslanoğlu: Şah İsmail Hatayi. s. 382–430) Kul Himmet'inkilere göre çok zayıf kalmaktadır. Çok büyük olasılıkla Şah Hatayi bunları çocukluk döneminde yazmıştır.

    Kul Himmet'in 30 dörtlük içinde yazdığı ve tamamını incelemenin sonunda verdiğimiz “Ali ile dev” destanından bir kısım dörtlükleri geçelim:

    Yerde insan gökte melek yogiken

    Kudretinden bir nur indi süzüldü

    İki isim bir kandilde nur iken

    Ayn Ali mim Muhammed yazıldı

    • O dem yaratıldı dev ile peri
    • Kaftan kafa hükmederdi herbiri
    • Anların var idi bir sultanları
    • Gayetten pehlivan pek zorba idi
  • Üçyüz altmış batman gürzü çekerdi
  • Vuruncağız Kaf'ı Kuf’i yıkardı

    Cümle devler anın havfin çekerdi

    Yedi iklim çar köşede az idi

    • Üçyüz altmış arşın idi kameti
    • Yetmiş yedi arşın idi sıfatı
    • Hiçbir kula benzemezdi heybeti
    • Bakınca mağripten meşrık düz idi
  • Kaf dağında bir bağ vardı hurmadan
  • O zaman yoğidi dünyada insan

    Gördü bağ içinde bir taze civan

    Şad ü hurrem oldu güldü sevindi

    Dev genci hemen yakalayıp yemek ister. Ama o kocaman dev nasıl olduğunu bile anlamadan kendini yerde baygın bulur. Yedi gün sonra ayıldığında, elleri hurma dallarıyla bağlı ve gözleri kan içindedir. Dev önce kendi çevresinde ellerini çözdürmeğe çalışmışsa başaramamış. Sonra bütün peygamberleri dolaşmıştır. Aradan birkaç bin yıl geçmiş ve Muhammed peygamber zuhur etmiştir. Dev çok perişan bir durumda onun huzuruna çıkar:

    Muhammed der dev'e “Nedir ahvalin?

    Sinende yaran var baglıdır elin

    Vatanın neredir nereden gelin?

    Eğlen de bir haber ver tezindi”

    • Dev de der ki “Kaf dağıdır mekânım
    • Dünyada yoğidi eşim nökerim
    • Nice bin yıl ben bu derdi çekerim
    • Kuşça canım kafesinden üzüldü”
  • Muhammed der deve: “Nerde bağlandın?
  • Adın nedir bunca eğlenlendin?

    Süleyman Nebi'ye Nuh'a varmadın

    Elin baglı bin yıl daha gezindi''

    • Dev de der ki “Rezputeş’tir adım
    • Kaf'tan Kaf'a kadar hüküm ederdim
    • Süleyman Nebiye Nuh'a uğradım
    • Ne yaram onuldu ne bend çözüldü”
  • Dev Muhammed'e yüzyirmidörtbin peygamberi dolaştığını, derdine çare bulamadıklarını ağlayarak anlatır. Muhammed yedi iklim padişahının askerleriyle gelmeleri haberini salar. Herkes gelir toplanır. Muhammed sorar:
  • “Elini bağlayanı görsen bilin mi?

    Eğlenme de şu orduyu gezindi”

    Küçük büyük bu haberi duydular

    Dellal koyup çarşı çarşı sordular

    • Cümlesi de derildiler geldiler
    • Hepsi devin karşısına dizildi
  • Nice saatlar, nice günler geçer; herkes önünden dizi dizi gelir geçerse de dev bulamaz aradığı kişiyi. Sonunda Cebrail Tanrı'dan nâme getirir ve Muhammed'in devin derdine derman olmasını ister. Bunun üzerine Muhammed Selman'ı çağırır:
  • Muhammed Selman'a gel dedi geldi

    Aleme bir nurdur balkıdı doğdu

    Selman'ın çigninde Ali'yi gördü

    Dev Muhammed hırkasına dolundu

    • Dev de Muhammed'e söyler pusudan:
    • “İşte bu oglandı bana iş eden
    • Yerde insan gökde melek yoğiken
    • Duyar idim çok dev başın keserdi”
  • Ali'm der “Dev'e olmaz irağbet
  • Dev adam eti yer bu nasıl âdet?”

    Muhammed Ali'ye eyledi minnet

    İşaret eyledi bendi çözüldü

    (...)

    Büyük küçük bu haberi işitdi

    Sevdası serimden ayrılmaz her dem

    Ruh aşinasıydık Elest gününden

    İsm–i Ali kalb evine yazıldı (13)

    Şah İsmail Hatayi, Pir Sultan ve Kul Himmet'in Yıldız dağında buluşup dem–devran geçirdikleri, hal diliyle muhabbet ettiklerini belirleyen bir söylence anlatılmaktadır Kul Himmet’in köyü Varzıl'da. İrfan Çoban'ın derlediği söylenceye göre tarikatı yürüttükten, yani cem–cemaattan sonra Yıldız dağında üçü birlikte geziye çıkar. Bir ara kırda çiçekler arasında oturur kendilerine sunulan bir tas balı yemeğe hazırlanırken Pir Sultan: “Dostlar, bu bala birer işaret koymadan yemeyelim!'' diye öneride bulunur. Diğerleri öneriyi kabul ederler.

    Bunun üzerine her keresinde ikisi hakem olur biri işaretini söyler. Önce Kul Himmet başlar; hal diliyle buyurur bir arı gelip balı yemeğe girişir. Hatayi: “Ey Kul Himmet, vızıltın kesilmesin,balını eller yesin!'' der. Bu, bir çeşit Kul Himmet'in geleceğinin görülmesi okunmasıdır. Yani, Kul Himmet vızıltın–sızıltın eksik olmayacak, kazancını da eller yiyecek, demek oluyor. Bugün Kul Himmet evlatları arasında hiç kesilmeyen kavga–niza ve bu yüzden yüzden kazançlarını rüşvet olarak ona–buna yedirmeleri anlatılan olaya bağlanır.

    Pir Sultan Abdal emreder; bir kıl takılır bala. Hatayi: “Ey Pir Sultan, sen de bala düşürdüğün kıl ile asılasın” dediği için o da ipe çekilmiştir.

    Sıra Hatayi'ye gelince; bala el atar, bal tası münevver olur (aydınlanır). Kul Himmet ile Pir Sultan aynı anda: Ey Hatayi, balın çok olsun, yemeye doyma!” Sultan Hatayi tutkuludur ve çok kazanmıştır, ama yemeye doyamamıştır. Hatayi evlatları şimdi de çok mal kazanır, ama hep ellere yedirirler.

    Balı yerken söyleşen üç büyük âşık, sonra Yıldız dağından aşağı inerler. Temiz ve dupduru akan Kızılırmak'ta yıkanmak isterler. Önce Kul Himmet soyunup ırmağa girer, ırmak yarı kan rengi alır. Kul Himmet: “Vaah!”' der. Arkadaşları: “Ne oldu sana?” diye sorarlar. Kul Himmet: “Aah, Şimir'in açtığı yaraya su değdi!'' Sonra Pir Sultan soyunup suya girer, ırmak daha çok kanlanır. “Vaah!” der Pir Sultan. Arkadaşları ona “Ne oldu?'' diye sorarlar. O da, “Cude kızı Esma'nın elinden içtiğim zehirin acısı yaktı beni” der.

    En son Şah Hatayi ırmağa girer ve su tamamıyla kızılkan akmaya başlar. Hatayi de “Vaah!”' diye inler. Öbürleri “peki sana ne oldu?'' diye sorunca, “Mülcem oğlunun açtığı yaraya su değdi” diye yanıtlar Hatayi. İşte o zaman anlarlar ki Kul Himmet İmam Hüseyin, Pir Sultan Abdal İmam Hasan ve Şah İsmail Hatayi de Ali'dir. İşte o günden beri Kızılırmak kıpkızıl akmaktadır. Bu söylence, Kalender Çelebi'nin “cümle âşık atası” üç büyük ozanın Yıldız dağı büyük Kızılbaş birlik toplantısında karşılıklı muhabbet ettiklerini açıkça göstermesi dışında, iki önemli olayı da vurgulamaktadır: Birincisi, dönemin Anadolu Alevi–Bektaşi–Kızılbaş toplumu Şah İsmail Hatayi'yi Ali olarak tanıdıkları ve onun donunda Ali'nin zuhur ettiğine inandıkları (Kızılbaş siyasetinin en önemli parçasıydı bu) gibi, Kul Himmet'i İmam Hüseyin, Pir Sultan'ı da İmam Hasan olarak öne çıkartıp değerlendirmiş ve büyük saygı göstermişlerdir. Otuzuna yaklaşmış bulunan Pir Sultan ile 17–18 yaşlarındaki Kul Himmet'e, henüz yirmiüçüne yeni girmiş Şah İsmail'i baba ve seçmiş onları kutsal aileden, Ehlibeytten saymışlardır.

    İkincisi doğrudan Kızılırmak'ın, padişah fermanlarıyla katledilip içine atılan Kızılbaş yığınların kanlarının rengini almasının simgesel öyküsüdür. Binlerce–onbinlerce Ali'lerin, Hasan ve Hüseyin'lerin bu ırmağa karışmış kanlarına dolaylı göndermedir.

    Yine Kul Himmet bir düvazimam nefesinde, yardıma çağırdığı Muhammed Ali ve Oniki İmamları zikrederken üç ozanın adını birlikte anıyor. Hatta ilk dörtlükteki “Bastığın topraklar derman derdime” dizesini, doğrudan Şah İsmail'in Yıldız Yaylasına gelişiyle ilgili görülebiliriz. Anadolu'nun her yöresinden gelen Alevi önder ve dedelerinin, Hacı Bektaş Dergâhının başında bulunan Balım Sultan'ın(14)emsilcisi olarak Kalender Çelebi'nin de katıldığını düşündüğümüz bu büyük toplantıda, Dergâhın başını çektiği siyaset, Anadolu'da yaşayan –özellikle Osmanlı ülkesinde oturan Alevi–Kızılbaş Türkmenlerin kendi toprakları “dertlerine derman'' olacağı gerçeğidir. Yani Kızılbaş devleti İran'da kurulup, Şah'ın Tebriz'den Küçük Asya'yı yönetme siyaseti eleştirilmiş ve Kızılbaş Safevi siyasetinin derhal değiştirilmesi arzu edilmiş. Kızılbaş ihtilalini gerçekleştiren kaynağa, yani başın gelip gövdenin üzerine oturması gerektiği tartışılmıştır. Kul Himmet'in sözünü ettiğimiz düvazimam nefesinin birinci ve sonuncu dörtlüklerini konumuzla çok yakın ilgisi dolayısıyla aşağıya alıyoruz:

    Siperimde verdin bunu yedime

    Yetiş car günleri Ali Muhammed

    Bastığın topraklar derdime derman

    Yetiş car günleri Ali Muhammed

    (...)

    Kul Himmet Hatayi Pir Sultan geldi

    Kur'an Muhammed'e kandilden indi

    Mucizatın gören bu dine indi

    Yetiş car günleri Ali Muhammed

    5. Kul Himmet’in Pir Sultan Abdal Ve Hacı Bektaş Dergâhıyla Yakından İlişkisi

    Kul Himmet, aralarında on yıl kadar yaş farkı bulunan Pir Sultan Abdal'ın talibidir, ondan el almıştır. Yukarıda açıkladığımız gibi, onun şiirlerinde Şah'ların övgüsü; Kızılbaş Safevi devleti yönetiminde Kızılbaş Türkmenlerin, yani Ehl–i İhtisas kurulunun etkili olduğu ve iktidar onların elinde bulunduğu dönemlere rastlar. Safevi soylu olmasına rağmen katıksız bir Rumlu (Anadolulu) bir Alevi–Kızılbaş ozanıdır ve Hacı Bektaş Veli Dergâhına bağlıdır. Şiirlerinden birine sıkıştırdığı şu dörtlük, Safevi Şah'lardan ne kadar yarar geleceğini ve onlara ne kadar güvenilebileceğini göstermesi bakımından önemlidir:

    O nedir ki içe içe (i'yden i'yye?) ayıla

    Yiye içe yakasından soyula

    Şah'ın sofrasında karnın doyura

    Kendi eliyle ağu içmiş gibidir

    Kul Himmet Dede Pir Sultan Abdal'dan el almış, ona bağlanmıştır. Pir Sultan’ın bağlı olduğu Balım Sultan da mürşidi olmaktadır. Pir'inin eşiği onun kıblegâhıdır:

    Bir sözüm vardır tutana

    Er odur Hakk'tan utana

    Kul olmuşuz Pir Sultan'a

    Eşiği de kıblegâhtır

    Üstadının Pir Sultan olduğunu söylediği beş kıtalık bir şiirinde, Hacı Bektaş dergâhının pirlerinden ve ona bağlı erlerden–evliyalardan imdat istemektedir:

    Hükmünü geçiren hep cümle nasa

    Eteğin tutanlar görmedi gussa

    Seyyid Hasan oğlu hem Abdal Musa

    Zahirde batında sen imdat eyle

    • Rumeli'n fethedene ey gerçek Veli
    • Tahta kılıç tutar hem batın eli
    • Alemlerin kutbu Şah Kızıl Deli
    • Zahirde batında sen imdat eyle
  • Eşiğine yaslanır gerçek erler
  • Niyaz edip yüzün yerlere korlar

    Rumeli'nde yatan erenler pirler

    Zahirde batında sen imdat eyle

    • Evlad–i Ali'nin oldu şahbazi
    • Cümle erenlerin şahbazı bazi
    • Sultan Şüca Baba Seyyid–i Gazi
    • Zahirde batında sen imdat eyle
  • Eydür Kul Himmet üstadım Pir Sultan
  • Hem Küçük Yatagan Büyük Yatagan

    Erenler celladı ya Hacim Sultan

    Zahirde batında sen imdat eyle

    Kul Himmet 1533'de yazdığı ve yukarıda sözünü ettiğimiz şiirinde, övgüsünü yaparken hatırı–hürmeti için Ali'den yardım istedikleri arasında serçeşme Hacı Bektaş Veli, Kadıncık Ana, Kızıl Deli ve Balım Sultan'ı da görmekteyiz:

    (...)

    Hazreti Fatma'nın Hatice Ana'nın

    Sultan Çıgırtkan’ın Kadıncık Ana'nın

     (...)

    Oğlunu kurban veren Halil'in

    Urum'da Sultan Kızıl Deli'nin

    Serçeşme Hacı Bektaş Veli'nin

    Hörmeti hakkı için ya Ali medet

    • Semud dillerinde söylenir adın
    • Mevlam hod yaratmış cümle mevadin
    • Balım Sultan ile Kara Pirbad'ın
    • Hörmeti hakkı için ya Ali medet
  • (...)
  • Pir Sultan Abdal'ın, Kalender Çelebi'nin önderlik ettiği büyük Alevi–Kızılbaş başkaldırısının bastırılmasından (1527–28) sonra Rumeli'nde gizlendiği dönemde Kul Himmet, bu ayrılık yıllarını büyük bir özlem içerisinde şiirlerinde dile getirmiştir.(15) Nice sefil ve mazlumların boyunlarının urganda olduğu, asıldığı dönemde o Pir'inin başına bir iş gelmiş olmasından korkmaktadır. Bu nedenle Oniki İmam'a, Allah–Muhammed–Ali ve erlere evliyalara yalvarıp yakarmaktadır:

    Gece gündüz intizarım Pir'ime

    On'ki İmam seher vakti sen yetiş

    Kanım kaynar Ehl–i Beyt'in yoluna

    On'ki İmam seher vakti gel yetiş

    (...)

    Tavus kuşu cevlan kurar bu demde

    Çekmişler Mansur'u dar'a meydanda

    Nice sefillerin boynu urganda

    On'ki İmam seher vakti gel yetiş

    • Kul Himmet der Kulhüvallahü ahad
    • Cesedimde can kalmadı bu saat
    • Dün ü günü virdim Ali Muhammed
    • On'ki İmam seher vakti sen yetiş
  • Sonra "Allah bir Muhammed Ali diyerek" Pir'inin derdine düşüyor ve onu göremediği için çok dertli olduğunu söylüyor. Oniki İmamlardan, Velilerden peygamberlerden, Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde yatmakta olan erler–evliyalardan yardım diliyor. Oniki İmamlar dahil olmak üzere 44 kişi ve yer adı geçmektedir. Kul Himmet'in bütün buraları dolaşmış ve bu erlerin mezarlarını ziyaret etmiş olması büyük olasılıktır. Ve yine olasıdır ki, kendisi de Pir'i gibi uzun süre izini kaybettirmiştir.
  • Balım Sultan ile Hacı Bektaş Veli'yi de ayni dörtlükte zikrediyor Kul Himmet. Yine “Bugün bize Pir geldi” dizesiyle başlayan, çok tanınmış ve Cemlerde okunan uzun Tevhid semahı nefesinde de Hacı Bektaş'ı Ali ile eşleştirirek onu Pir olarak görüyor. Pirlik tacını Kızıl Deli'ye verdiğini söylerken, Hacı Bektaş'ı Pir bilip hizmetini görenlere de bağlılığını gösteriyor:

    Her sabah her sabah ötüşür kuşlar

    Allah bir Munammed Ali diyerek

    Bülbül de gül için figana başlar

    Allah bir Muhammed Ali diyerek

    (...)

    Dört kitap yazılıp dört dine düştü

    Kur'an Muhammed'in virdine düştü

    Kul Himmet Pir'inin derdine düştü

    Allah bir Muhammed Ali diyerek

    .....

    Mekân mı tuttun sen gurbet illeri

    Göremedim Pir'imi dertliyim dertli

    (...)

    Niyaz kılın Pir Sultan'a Pir'ime

    Her kul dayanır mı böyle zulüme

    (...)

    Kızıl Deli imdadıma gelindi

    Şah–i Haydar ahvalimden bilindi

    Çoban Baba'ya garibi sorundu

    Göremedim Pir'imi dertliyim dertli

    (...)

    Abdal Musa kalemini çalınca

    Çok çağırdım üşermedi yalınca

    Hesabımız görek Mehdi gelince

    Göremedim Pir'imi dertliyem dertli

    (...)

    Uyan Balım Sultan halim pek yaman

    Hacı Bektaş Veli göndersin iman

    Benim güttüğüm yol Sahib–i Zaman

    Göremedim Pir'imi dertliyim dertli

    • Görelim yitiği buldu Kul Himmet
    • Yerden gökten evvel Ali Muhammed
    • Bendenin sorduğu bir zat–i sifat
    • Göremedim Pir'imi dertliyim dertli
  • (...)
  • Pir dediler Ali'ye

    Hacı Bektaş Veli'ye

    Hacı Bektaş tacını

    Verdi Kızıl Deli'ye

    • Kızıl Deli tacımız
    • Şah Ahmet miracımız
    • Karac'Ahmet gözcümüz
    • Yalıncak duacımız
  • (...)
  • Kul Himmet üstadımız

    Bunda yoktur yadımız

    Şahı Merdan aşkına

    Hak vere muradımız

    Bir başka şiirinde Kul Himmet, piri ve ustadı, efendisi Pir Sultan'ın cemalini Hacı Bektaş Dergâhı'nda görmeğe gittiğini anlatıyor. Adını vermemekle birlikte, bir talibin piri için gösterdiği büyük saygı ve taparcasına sevginin dışavurumu ol