|
Kader
Kaza, kader konusunda oldukça yanlış şartlandırmalar var. Verilen bilgilerin yetersizliği bir yana, bilginin çarpıtılmış, anlamsızlaştırılmış (ya da her anlama gelebilecek şekilde anlatılma) olması,
insanı tereddüt ve kuşkular içinde bırakmaktadır. İnsanlara çoğu kez doyurucu yanıtlar verilmemekte. Verilen yanıtlar uygun bir tarzla, anlaşılır bir dille
anlatılmadığından, kavram kargaşalığında konu dağılıp gitmekte.
Bütün bu tarihten gelen ve günümüzde de devam eden yanlışların sonucu olarak insanlar ya kaderi tamamiyle inkâr etmekteler ya da yaşamın her safhasındaki gelişmeleri kader olarak algılamaktalar. Meselâ sömürülmek, kötü yönetilmek, kurumlar tarafından dışlanmak, horlanmak, ezilmek, yoksullaştırılmak yeteri kadar eğitim alamamanın sonucu bilgiden yoksun olmak... velhâsıl yığınla olumsuzluk kader olarak görülmekte, kader diye dayatılmakta, yaşatılmaktadır. Bunun neresi kader? Sınıf eşitsizliğinin, ırkını üstün ırk görme ve başka ırkları aşağı ırk görme, kadın cinsinin kadın olduğu için ezilmesi, güçlülerin zayıfları ezmesi... bunlar kader değildir.
Bunlar insanın insana yaptığı zulümdür. Zalimler kendi rahatlarının bozulmaması için bunları kader diye dayatmışlar. Zalimlerden kastımız sakın politik, ideolojik devletlerin sistemi diye algılanmasın. Bunlarla
beraber bütün ezenler zalim dairesi içine giriyor. Yani bir ailede eşini ezen de, çocuklarını ezen de, ailesini ezen de, arkadaşlarına hainlik eden de, kötü fikir ve eylemde bulunanlar da, bencil, egoist, çıkarcı,
ahlâksız olanlar da ve bunların hataları da, zalimlikleri de daire içindedir. Çünkü bunlar bütün yanlışların sonucu diğer insanlara zarar vermişlerdir. Sadece insana değil, doğaya da zarar verenler bu kategori
içindedir. Konuyu fazla dağıtmadan toparlamaya çalışırsak. Anlatmaya çalıştığımız gibi birilerinin zalimliklerinin sonucu ezilen birileri, bu ezilmeyi kader olarak görmüşlerdir. Bu anlayış çok yanlış bir anlayıştır.
Her ne kadar inançsal bazı dayanaklar yamanmaya çalışılmışsa da bunun inancın özüyle bir ilişkisi yoktur. Hatta bir noktada inanca terstirde. Şimdi bu belirttiklerimiz kader yok anlamına gelmiyor. Bunda bir çelişki
var demenize gerek kalmadan, bunda bir çelişki olmadığını, çok doğal bir işleyiş olduğunu belirtelim. Nasıl mı? Anlatalım.
Allah insanı yaratırken ona yüce anlamlar yüklemiştir. İnsanı özgür bırakmıştır. Bu özgür bırakış çok önemli. İnsan iyiyi ve kötüyü seçebilme özgürlüğüne sahip. Allah hep iyiliği emir etmiştir. Dolayısıyla hayır Allah’tan, şer insanın kendisindedir. Şimdi burada hemen akla bir soru takılıyor. İnsan doğduğunda hayatı boyunca neler olacağı önceden belirlenmiş midir? Anlaşılır bir ifadeyle anlatırsak; insan doğmadan onun her şeyi proğramlanmış mıdır?
Bu konuda kesin bir yargıya varmak mümkün değil. Yalnızca bazı fikirler yürütülebilinir. Aslında bu konu yığınla insanın kafasını meşgul etmekte. Şimdiye kadar ortak kabul gören bir anlayış ortaya çıkmış değildir.
Bizlerin inancı odur ki; Allah her şeyi bilendir. Dolayısıyla insanın nasıl bir yaşam yaşayacağını bilmesi doğal. Fakat bizce Allah sonucun ne olacağını bilmekte ama insana seçme ve karar verme özgürlüğü
tanımaktadır. Görüldüğü gibi kader konusu oldukça karmaşık ve yanlış anlamalara, yorumlara vesile olacak kadar komplike. Komplike olduğundan, açıklamalar da komplike. Şöyle ki; insanın hayatının önemli
dönemeçlerinin plânlandığı ve bunların dışına çıkılmadığı ama tali konularda yine insan iradesinin belirleyici olduğu yönünde bir düşünce mevcut. Böylesi düşünceler çok. Bunları burada aktarmanın fazla bir yararı
yok.
Sonuç olarak bizler kaderi nasıl algılıyoruz? Bizim inancımız odur ki; insanın insana yaptığı haksızlıklar kader değil. Çelişki gibi görünsede hiç bir şey tesadüf değil. Fakat insanın özel yapısı
yani insanın özgür iradesi önemli. Bu irade belirleyici mi? Bunu beraber tartışıp bir sonuca varabiliriz. Tartışmamız gereken; iyiliği emir eden, kötülüğü men eden (yasaklayan) Allah’ın kötülük yapmayacağıdır.
Dolayısıyla bizler iyi, ahlâklı, dürüst, doğru, erdem sahibi bir insan olmaya çalışalım. Bu noktada karşımıza çıkan olumsuzlukları da kendimiz için bir ders olarak kabul edelim. Bu dersin öğrettiklerini doğru bir
şekilde uygulayalım.
Bizlerin bakış açısı bu yöndedir. “İnsanın alınyazısı çizilmiştir, ne yapılsa da faydası olmaz” ya da “her şeyi insan belirler, insan kendi kaderini kendisi yazar” gibi klasik dogmaların bir faydası
yok. Bu zıtlardan birine takılıp kalmanın da mantıkî bir açıklaması yok.
Yaşamımıza anlam vermeye çalışalım, etrafımızdaki gelişmelere duyarlı olalım. Başka insanlara ve doğaya zarar vermeyelim. Yaşama geniş bir perspektiften bakalım. Sıkıntılar geçici olduğu gibi, sefalı dönemler de
(maddi anlamda) geçicidir. Yunus Emre’nin deyimiyle: “ne varlığa sevinelim, ne yokluğa üzülelim.” Kıstas, ölçü budur. Bunlar belki de bazı kimseler için klasik söylemlerdir. Ancak bir kez daha iç benliğimize yöneldiğimizde söylenenleri samimice tatbik ediyor muyuz?
|