Konseylogo1

Alevi Konseyi   Alevi Council Alevitische Rat

Sayın ziyaretçi, bu sayfayla amacımız; Alevilik-Aleviler üzerine bilgiler sunmak ve Alevi Konseyi’nin görüşlerini aktarmaktır. Sorularınızı, önerilerinizi alevikonseyi@yahoo.com  adli email adresine yazabilirsiniz. Çalışmalarımıza katkı sunan başta rehberimiz Remzi KAPTAN olmak üzere herkese teşekkür ediyoruz.


Ana Sayfa

Aleviler/ Alevilik

Ehlibeyt/ 12 imam

Hz. Ali

Alevi Önderleri

Alevilik Bilinci

Hacı Bektaş/ Bektaşilik

Pir Sultan Abdal

Tarih/Olaylar

Kadın/Gençlik

Hasan Sabbah

Genel

Allah/ Evren/ Insan

Remzi Kaptan

Ana Sayfa

---------------------------------------------------------------

ZORUNLU DİN DERSİNE YARGISAL YAKLAŞIM

 

Coşkun ONGUN*

            Bilindiği üzere ilk ve orta öğretim kurumlarında din dersinin zorunlu olarak okutulması 82 Anayasası ile uygulanmaya başlanmıştır. Bundan önceki dönemlerde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi seçmeli olarak okutulmaktaydı. Bu konudaki tartışmalar da yazılı ve görsel basında oldukça fazla yer almış ve halen de yer almayı sürdürmektedir.

            Darbe ortamının tozu dumanında üzerinde pek durulmayan daha doğrusu durulamayan bu zorunlu din dersi konusu, zamanla Türkiye’de çeşitli sancıların yaşanmasına neden olmuş ve bu sancılar ülkemizi aşıp dış dünyaya yayılmıştır. Özellikle Alevi vatandaşlarımızın, din derslerinde İslam öğretisi olarak Sünni İslam anlayışının esas alındığı, Aleviliğin okutulan din dersleri kitabında görmezden gelindiği ve ne sayılan mezhepler arasında, ne de İslamın kolları arasında sayılmadığı belirtilerek, Alevi çocuklarının din dersleri sırasında ailelerinden gördükleri dinsel ritüelleri öğrenmedikleri, aksine kendilerine din dersi adı altında öğretilen Sünnilik yaşantısının çocuklarının benliği üzerinde çelişkilere neden olduğu ve hem kendilerini hem de ailelerini sorgular hale geldiklerini vurgulayarak, buna son verilmesi yönündeki istemlerini yüksek sesle dillendirmeye başlamışlardır.

Bu konuda zorunlu din dersinin iç hukuk düzenlemelerine aykırı olduğu yolunda mahkeme kararlarının varlığı da dikkat çekmektedir.

Zorunlu din dersi konusunu mahkemeye taşıyan bir babanın, inancı gereği çocuğunun zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulması istemini Mahkeme haklı bulmuştur.

Kararda, dersin dini ve felsefi inancına uygun olmadığını belirten davacının talebinin, "Dini inanç özgürlüğü gereği kabul edilmesi gerektiği" vurgulanmıştır.

 

İlköğretimde okuyan oğlu için önce İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne başvuran baba, zorunlu din dersi okutulduğunu, Alevi olduklarını, dini ve felsefi inançlarına uygun olmayan dersten oğlunun muaf tutullması gerektiğini belirtmiş, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü, talebe herhangi bir yanıt vermemiştir. Bunun üzerine İstanbul 5. İdare Mahkemesi'nde dava açan babanın davasına karşı savunmada bulunan Valilik, Anayasa'nın 24. maddesine göre, din dersinin zorunlu olduğunu, Eğitim Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığı'nın 1990 tarihli kararına göre, sadece azınlık okullarında okumayan Hıristiyan ve Musevi öğrencilerin bu dersten muaf tutulabileceğini ifade etmiştir. Valilik, davacının, farklı dinden olduğuna dair herhangi bir beyanı bulunmadığını kaydetmiştir.

 

Mahkeme, kararın yürütmesini 30 Aralık 2005'te durdurulmuştur. Taraflara tebliğ edilen kararda, Anayasa'nın 24. maddesine göre herkesin, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahip olduğu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9. maddesinin de aynı yönde olduğu ifade edilmiş ve uluslararası anlaşmalarla yasaların çeliştiği durumlarda, anlaşmaların uygulanacağı vurgulanırken, Anayasa'nın din derslerini İslama mensup olanlar için zorunlu saydığının kabul edilmesi gerektiği, aksini düşünmenin dini inancın korunması ilkesiyle çelişeceğinin altı çizilmiştir.

1990 tarihli kararın asıl amacının, İslam dinine mensup olmayanların zorunlu din dersi almaması olduğu ifade edilen kararda, Alevi kökenli babanın dersin dini ve felsefi inancına uygun olmadığını belirten bir dilekçesi bulunduğu anımsatarak zorunlu din dersi uygulamasının yürütmesini durdurmuştur.[1]

            AİHM’in konuyla ilgili vermiş olduğu geniş çaplı kararı inceleme ve irdelemenin konuyu kavramak açısından önem arz etmektedir.

            Türk vatandaşı H.Z. kızı E.Y.’nin velisi olarak okullarda öğretilen zorunlu din dersinin İnsan Hakları ve Özgürlüklerinin Korunmasına ilişkin Sözleşmeye aykırı olduğu savıyla 2004 tarihinde AİHM’e başvurmuştur.[2] Bun göre yapılan başvuruda yakınanlar, zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin öğretilme tarzının, Sözleşme’nin 9’uncu maddesinde ve 1 No’lu Protokol’ün 2. maddesinin ikinci cümlesinde güvence altına alınan hakları ihlal edici nitelikte olduğunu vurgulamışlardır.

            Mahkemeye yapılan başvuruda Aleviliğin ne olduğu konusunda mahkemenin bir tanıma giriştiği göze çarpmaktadır. Buna göre başvurucuların da başvuru dilekçelerinde vurguladıkları hususu mahkeme kararında da yer almaktadır. Mahkemeye göre Alevilik, Türklerle birlikte Orta Asya’dan Anadolu’ya yayılmış bir dini harekettir. Bu dini hareketin ortaya çıkışında iki önemli alimin önemli etkisinden söz edilmektedir. Bunlardan birisi Ahmet Yesevi diğeriyse onun öğrencisi olan Hünkar Hacı Bektaşi Veli’dir.

Mahkeme kararının başlarında Aleviliğe katkısı ortaya konan bu iki bilginin, kitaplarda yeterince yer almaması Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin sözleşmeye aykırılık teşkil ettiği konusunda bir dayanak olarak görülmektedir.  

Aynı karar metninde, Aleviliğin Türk toplumunun tarihinde geniş ve derin kökleri olan ve genel olarak İslam’ın bir kolu olarak kabul edilen bu inanç sistemi olduğunun altı çizilmiştir. Daha çok Türkiye’de gelişen bu hareketin Sufizm ve belirgin İslam öncesi inanışların etkisinde kaldığı tespitine varılmıştır. Buna göre Alevilerin namaz, oruç ve hac gibi dini uygulamalarında Sünnilerden farklı hareket ettikleri belirtilmiştir. Mahkeme bu tespiti yaparken Türkiye nüfusunun çoğunluğu İslam’ın ılımlı yorumu olan Hanefi mezhebinden olduğuna da atıfta bulunmuştur. Yakınıcı da dilekçesinde Aleviliğin diğer kültürlerden, dinlerden ve felsefelerden etkilenen bir inanç ve felsefe olduğunu, İslami inanç içerisinde doğa ile yakın ilişkiyi, hoşgörüyü, tevazuu ve komşuluk sevgisini savunduğunu, Alevilerin şeriatı Ortaçağ İslam’ hukuk kurallarını ret ettiğini, kadın haklarını, hümanizmi, demokrasiyi, akılcılığı, çağdaşlığı, evrenselliği, hoşgörüyü ve laikliği savunduğunu, ibadetlerini türkü ve deyiş eşliğinde semahla yerine getirdiklerini; camiye gitmediklerini, ancak bunun yerine cem evinde toplandıklarını, Mekke’ye hac ziyaretini bir dini yükümlülük saymadıklarını, (Bunun nedeninin Hacı Bektaş’ın Hararet nardadır sacda değildir keramet baştadır tacda değildir, her ne arar isen kendinde ara. Kabe’de Mekke’de Hac’ta değildir, sözüne dayandığı sanılmaktadır. C.O.) Tanrı’nın her insanda mevcut olduğuna inandıklarını, Alevilere göre Tanrı, Adem’i kendi suretinde yaratmıştır ve onun tüm bildirileri insan şeklinde olduğunu ayrıca Tanrı’nın ne yerde ne de gökte olduğunu yalnız ve yalnızca insanın kalbinde olduğuna inandıklarının altını çizmiştir.

             

Yazının girişinde de vurguladığımız 82 Anayasa’sının 24. maddesi  “Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır” hükmünü içermektedir. AİHM bu maddenin yanı sıra Milli Eğitim Temel Kanununun 12. maddesine de kararında yer vermiştir.

            Başvurucuların bu yakınmaları karşısında, yüksek mahkeme, tek tek okullarda öğretilen din dersleri kitaplarını incelemeye koyulmuştur.

            Alevilerin yukarıda belirtildiği biçimde beş vakit namaz kılma ibadetini yerine getirmedikleri halde, kitapta bu yönde bir zorunluluktan söz edilmesi durumunun mahkemenin vereceği karar konusunda bir ön izlenimde bulunmamızı sağlamaktadır.

            Esasında AİHM’e yapılan bu başvurudan önce de alevi çevrelerinden zorunlu din derslerine yoğun ve sert eleştirilerin geldiği de görülmüştür. Zorunlu din dersleri, 12 Eylül rejiminin, hem de anayasayla güvence altına alınan laik cumhuriyete bir armağanıdır. Tüm bunlar,12 Eylül rejiminin eseridirler. Laik cumhuriyetin Eğitim Birliği Yasası yıkılmıştır. Milli Eğitim yerini bağnazlık eğitimine bırakmıştır. Türk-İslam sentezi eğitimin temel taşı olmuştur. Din dersleri programı Hanefi mezhebinin programıdır (Balkız). Bilinir ki, din dersi adı ve içeriği gereği metafiziktir / dünyaötesidir (Balkız). Zorunlu din dersi uygulanması, bir insan hakları ihlalidir (Balkız). Zorunlu din dersleri laik devlet ve laik düşünce ilkesine aykırıdır.[3]

            AİHM de konuyu irdelediği kararında din dersinin ilköğretimden sonra da devam ettiği, lise birinci sınıfta da okutulan bu dersin küçük bir bölümünde Ahmet Yesevi ve Hünkar Hacı Bektaş Veli’ye kısaca değinildiği tespit edilmiştir.

            İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi olan AİHM, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 18. maddesi ile Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin 1396 (1999) sayılı ve 1720 (2005) sayılı Tavsiye Kararlarına vurgu yapmaktadır. Mahkeme bu konularda …ahlaki ve demokratik vatandaşlık eğitimi çatısı çerçevesinde gençlerin kıyaslama yapabilen bir yaklaşım geliştirmesine yönelik bir değerler serisi olarak dinler hakkında öğretimi yaygınlaştırmak, Herkesin kendi dininin “doğru inanç” olduğuna inanmak hususunda aynı hakka sahip olduğu ve diğer insanların farklı dine sahip oldukları için ya da hiçbir biçimde bir dine sahip olmadıkları için farklı insanlar olmadığının onlara algılatılması için öğrencilere kendi devletlerindeki ve komşu devletlerdeki dinlerin uygulamasının anlatılması eğitimin amaçlarından biri olması gerektiğinin altını çizmiştir.

            Mahkeme bu mevzuatlar bazında, Dinsizliğin de bir seçenek olmasının yanında temel dinlerin tarihini tüm tarafsızlığı ile içermesi gerektiğini, radikal dini uygulamaların destekçilerine yaklaşımlarında güvende olmalarına olanak vermek için gençlere eğitim araçları sağlanması gerektiğini özellikle kararında belirtmiştir.

            Mahkeme kararından öğrendiğimiz kadarıyla, demokrasileri Türkiye’den oldukça geri bulunan, birçok devlet, öğrencilere din derslerini zorunlu tutmamaktadır. Andora, Azerbaycan, Bulgaristan, Hırvatistan, Estonya, Gürcistan, Macaristan ve Moldova bu ülkelerden yalnızca birkaçıdır.  

Mahkeme karşılıklı iddia ve savunmaları almış, Din Kültürü kitaplarını tek tek ve özenle incelemiş sonuçta da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunlu olmasını ve de Aleviliğe yer vermemesini, İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bulmuştur. Bu yönde hüküm kuran mahkemeye göre, ana ve babanın kendi dini ve felsefi inançlarına saygı gösterilmesini isteme hakkı, birinci cümledeki bu temel hak üzerine şekillenmiş olup; birinci cümle, ikinci cümle gibi, devlet eğitimi ve özel eğitim arasında ayrım yapmamaktadır. Yani eğitimde çoğulculuğu güvence altına almayı amaçlamakta olup, bu olanak Sözleşme’nin tasarladığı şekliyle “demokratik toplum”un korunması için asıl niteliktedir.

            Mahkeme kararında, müfredatın oluşturulması ve planlanmasını, ilke olarak Sözleşmeci Devletlerin yetkisi içinde olduğunu kabul etmiş ve konunun asıl olarak çözümünün mahkemenin görevi olmayan ve haklı olarak ülkeye ve zamana göre değişen amaca uygunluk durumlarını içerir, demekle birlikte, Devletin, eğitim ve öğretim konusunda üstlendiği işlevleri yerine getirirken, müfredatta yer alan bilgilerin bir dinin telkininden uzak sakin bir ortamda öğrencilerin din hakkında eleştirel düşünce geliştirmelerine olanak sağlayacak biçimde nesnel, eleştirel ve çoğulcu bir yöntemle iletilmesine özen göstermesi zorunluluğunu görmezden gelememiştir.

            Mahkeme verdiği kararda hükümetin gerekçelerinde ileri sürdüğü olguların temelsiz olmadığını, eğitimin laikliğe bağlanılmış olmasının önemli bir etmen olduğunu vurgulamıştır. Ancak yakınıcının, Alevi inancının okulda öğretilen din anlayışından birçok alanda farklı olmasına karşın, zorunlu “din kültürü ve ahlak bilgisi” derslerinde bu inanç veya bu inanca ait ayinler hakkında hiçbir şey öğretilmediğini iddiasına, hükümetin Aleviler hakkında bazı bilgilerin lise birinci sınıfta öğretildiğiyle ilgili savı hakkında Mahkeme, başvurucular gibi ilk ve ortaokulda bu inancın temel unsurları üzerine eğitim bulunmazken, bu inancın doğmasında başlıca etkisi olan iki kişinin hayatı ve felsefesinin lisede öğretilmesinin, bu öğretimin kusurlarının telafisi için yeterli olmadığı görüşüne varmıştır.

            Mahkeme ana ve babaların, çocuklarının doğal eğitimcileri olarak, onları kendi dini veya felsefi inançları konusunda aydınlatabileceğini vurgulamış ve onlara yol gösterici olabileceklerini kabul etmiştir. Böylece Din dersinde verilen öğretimin nesnellik ve çoğulculuk ölçütlerini ve ayrıca başvurucunun kendi özel durumunda, çocuklarının Alevi inancına sahip babasının dini ve felsefi inançlarına saygılı olma gereğini karşılar nitelikte görülemeyeceği sonucuna varmaktadır.

            Mahkeme burada sözleşmeci devletlere din eğitiminin yöntemi konusunda açıkça telkinde bulunmuştur. Mahkemeye göre öğrencilerin okulda verilen dini eğitimle, ana ve babalarının dini veya felsefi inançları arasında bir çelişkiyle karşılaşmalarını mümkün olduğunca bertaraf etmesi gerekir. Bu bağlamda Mahkeme, Avrupa’da din eğitimi ve öğretim yaklaşımlarının çeşitliliğine karşın, hemen tüm Üye Devletlerin, dersten muaf tutulma sistemi öngörerek veya başka bir konuda ders seçme olanağı vererek veya din eğitimi derslerini tamamen seçmeli hale getirerek, öğrencilere din eğitimi dersleri dışında en az bir seçenek sunmak zorunda olduklarının altını çizmiştir. Türkiye’de bulunan ve İslam dışında bir dine mensup olanların muaf tutulma olanağı yeterli görülmemiş ve sonuçta muafiyet usulünün uygun bir yöntem olmadığı ve bu usulün öğretilen konunun okul ile ana ve babanın değerleri arasında bunlara bağlılık yönünden çocuklarda çelişkiye yol açabileceğini haklı olarak düşünen ana ve babalara yeterli bir koruma sağlamadığı görüşünde birleşmiştir.

Ayrıca burada önemli bir tehlikeye işaret edilmiş, Sünni İslam dışında bir dini veya felsefi inanca sahip ana ve babaların çocukları için uygun bir seçenek bulunmayan durumlarda muaf tutulma yönteminin, ana ve babayı ağır bir yük altına sokabileceği ve çocuklarının din derslerinden muaf tutulması için kendi dini veya felsefi inançlarını gereksiz yere açıklamak zorunda kalabilecekleri vurgulanmıştır.

            Yakınıcıların, sözünü ettikleri Sözleşme’nin 9. maddesi, Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir, hükmüne amirdir. Mahkeme protokolün 2. maddesinin ihlal edildiği görüşüne varmıştır.

            AİHM’in yanı sıra Avrupa konseyi de bu yönde raporlar yayınlamıştır. Avrupa Konseyi, Türkiye'den nüfus cüzdanlarındaki din ibaresini çıkarmasını ve okullardaki zorunlu din dersi uygulamasından vazgeçmesini istediği raporunda, 'Türkiye'de Irkçılık ve Ayrımcılık' konulu raporda yer alan bu taleplere Türk hükümeti herhangi bir itirazda bulunmadı. Türkiye'nin önümüzdeki dönemde bu alanda adım atmak zorunda kalacağı belirtiliyor. Türkiye'de nüfus cüzdanlarında 'din' ibaresinin yer almasının zorunlu olduğuna dikkat çeken ECRI raporunda bu yaklaşıma son verilmesi gerektiği belirtildi. Rapor, bu ibarenin çıkarılmasını sağlayan bir mekanizmanın en kısa sürede devreye sokulmasını istedi. Nüfus cüzdanlarındaki din ibaresi uygulamasına Avrupa Birliği ülkelerinde rastlanmıyor,[4]görüşünü savunmuştur.

            Konsey’in mahkeme kararından önce ve bağımsız kurulca yaptırdığı bu araştırma sonucunda bu iki konuda Türkiye’nin gereken yasal düzenlemeyi gerçekleştirmesi gereğine vurgu yapılmıştır.

            Yine aynı şekilde konu Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi (İHK) önüne de götürülmüştür. BM İnsan Hakları Komitesi, Norveç kararında, hümanist inanca sahip başvurucu anne babaların söz konusu derse yönelik getirilen muafiyet sisteminin sınırlı hallerde tanındığı gerekçesiyle yaptıkları başvuruyu haklı bulmuştur. Kararda öncelikle, söz konusu derste Hıristiyanlığa öncelik tanınarak diğer din ve inançlara çok az değinilmesinin hem tarafsızlık ve nesnellik ölçütünü hem de dinlerin çoğulcu bir şekilde öğretilmesi gereğini ihlal ettiği belirtilmiştir. Ayrıca derse yönelik tanınan sınırlı muafiyet sistemi de yetersiz bulunarak mevcut durumun MSHS’nin 18(4). Maddesinin ihlali anlamına geldiğine hükmedilmiştir.[5]

            Hükümet tarafından görevlendirilen Anayasa taslağı hazırlama komisyonu, Anayasa’da yer alan zorunlu din dersinin kaldırılmasını ya da seçmeli hale getirilmesini önermiştir. Ancak kapalı kapılar ardında taslağa son şeklini verdiğini açıklayan bir kısım iktidar partisi milletvekili, 24. maddenin aynen benimsenmesini, derse girmek istemeyenlerin bundan muaf tutulma haklarını kullanabilmelerinin önünü açmıştır. Ancak bu dersin seçimlik olmak yerine zorunlu tutulmaya devam edilmesi, mahkeme kararının içeriğinde de yer aldığı üzere, bu dersi almak istemeyenlerin görüşlerini ifşa etmek zorunda kalma tehlikesiyle baş başa kalacaklarına kuşku yoktur.

            Tartışmalara katılan Diyanet İşleri Başkanlığı da zorunlu din derslerinin devamı yönünde görüş bildirmiştir. Kendisi hakkındaki tartışmaları kulak arkası eden Diyanet’in bu açıklaması, salt Sünni inancını temsil eden bir kurum olduğunu açık biçimde kanıtlamıştır. Çünkü farklı yapıda olsaydı, “Alevilere zul gelen” zorunlu din dersinin devamını savunamazdı. Bu dersin Sünniliği öğretmediği yalnızca din kültürünü öğrettiği yönündeki savlar da AİHM’in bu kararı karşısında geçerliliğini yitirmiştir.

Bu durumda Türk yasa koyucu için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerini ilk ve orta öğretim kurumlarında zorunlu dersler arasından çıkarıp, seçimlik hale getirmekten başka yol gözükmemektedir. Devletin laik yapısı, meşru hukuk normları ve hakkaniyet kuralları içerisinde din dersi almak istemeyen aile ve bireylere bunu zorla sunmaya çalışmak hukuk devleti için kabul edilebilir bir uygulama değildir.

 

Danıştay’ın Konuya Yaklaşımı

           

Bu konuda zorunlu din dersinin iç hukuk düzenlemelerine aykırı olduğu yolunda mahkeme kararlarının varlığı bilinmekteydi. Zorunlu din dersi konusunu mahkemeye taşıyan bir babanın, inancı gereği çocuğunun zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulması istemini yerel mahkemelerde haklı bulan kararlar olduğu gibi bu istemleri ret eden kararlar da verilmiştir.

Kararları incelemeye yetkili yüksek mahkeme olan Danıştay, 29.02.2008 günlü kararında konuyu saydam biçimde ele alarak zorunlu din dersinden muaf tutulmak istenen başvurucuların istemini haklı bulmuştur.

Kararda, konuyla ilgili iç hukuk düzenlemelerine kısaca atıfta bulunulmuştur. Buna göre, Dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından, İlköğretim Okulu 4. sınıf öğrencisi olan çocuğunun, zorunlu din dersi eğitiminden muaf tutulması istemiyle 12.7.2005 tarihinde İstanbul Valiliğine başvurmuştur. Bu başvurunun cevap verilmeyerek reddedilmesi üzerine, çocuğunun zorunlu din dersine tabi tutulmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9. maddesi ile Ek 1 No'lu Protokolün 2. maddesine aykırı olduğu, iradesi ve istemi dışında uygun görmediği bir müfredat programı ile düzenlenmiş olan din eğitimine tabi tutulamayacağı ileri sürülerek, bakılmakta olan dava açılmıştır. Davacı tarafından, zorunlu din dersinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9. maddesi ile Ek 1 No'lu Protokolün 2. maddesine aykırı olduğunun ileri sürülmüştür.

İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) 04.11.1950 tarihinde imzalanmış ve 03.09.1953 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından ise, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 04.11.1950 tarihinde imzalanmış ve Sözleşme ile bağlanma işlemi tamamlanmak üzere, 19.3.1954 tarih ve 8662 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "10.3.1954 tarih ve 6366 sayılı İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi ve Buna Ek Protokolün Tasdiki Hakkında Kanun" çıkarılarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Türkiye açısından bağlayıcı hale geldiği, tespitine varılmıştır.

Danıştay sekizinci dairesinin aynı kararında, Anayasa Mahkemesi’nin 16.09.1998 günlü kararına da gönderme yapılmış ve okullarda öğretilen müfredatın Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi mi, “din eğitimi mi” olduğu konusunda karar verilmesi gerektiği hükmüne varılmıştır.

Anayasa Mahkemesi anılan kararında "Laik devletin, doğası gereği resmi bir dininin bulunmaması, belli bir dine üstünlük tanımamasını, onun gereklerini yasalar ve diğer idari işlemlerle geçerli kılmaya çalışmamasını gerektirir. Bu bağlamda, laik bir devlette belli bir dinin, eğitim ve öğretimi zorunlu hale getirilemez.

Anayasanın 24. maddesinin dördüncü fıkrasına göre, din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetimi ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin isteğine bağlıdır.

Din ve ahlak eğitim ve öğretiminin devletin gözetim ve denetimi altında yapılmasının nedeni, maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi bu konudaki eğitim ve öğretim özgürlüğünün kötüye kullanılmasını engellemektir. Dinler hakkında yansız ve tanıtıcı bilgiler vermek ve ahlaki değerleri benimsetmek amacıyla din kültürü ve ahlak öğretimi dersleri ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasına alınmıştır.

Danıştay bu aşamada ilk ve orta öğretim kurumlarında zorunlu din dersinin okutulup okutulamayacağını değil, okutulan müfredatın din kültürü ve ahlak bilgisi kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini incelemeye girişmiştir.

Yüksek mahkeme bunu gerçekleştirirken, aynı konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce verilen kararının bazı bölümlerini gerekçeli kararına almıştır:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 09.10.2007 tarih ve Başvuru No: 1448/04 sayılı kararında; başvuranların Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinden muaf tutulması taleplerine yönelik olarak, Milli Eğitim Bakanlığınca onaylı 4, 5, 6, 7, 8 ve 9. sınıflarda okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisine ilişkin altı ders kitabının içeriklerinin incelendiği ve sonuçta Sünni inancının ritüellerine uygun bir eğitimin verildiği, bu bağlamda Alevilerin inançlarına yönelik bir bilgiye rastlanılmadığı tespitine Danıştay da katılmıştır.

Ayrıca Mahkeme, Türk Anayasası tarafından güvence altına alınan laiklik ilkesinin, Devletin belli bir din veya inançtan yana olmasını engellediğini, dolayısıyla Devlete tarafsız hakemlik rolünde rehberlik ettiğini ve kesinlikle din ve vicdan özgürlüğünü içerdiğini belirtmiştir.

            Danıştay, tüm bu atıflardan sonra oybirliği ile almış olduğu ve tarihi olarak nitelenecek kararında, Devletin, eğitim ve öğretimle ilgili olarak üzerine düşen görevleri yerine getirirken, müfredatta yer alan bilgilerin nesnel ve çoğulcu bir şekilde aktarılmasına dikkat etmesi ve ebeveynlerin dini ve felsefi kanaatlerine saygı göstermesi gerektiğini belirtmiştir.

          Anayasanın 24. maddesine göre din kültürü ve ahlak öğretiminin ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında olduğu ancak, bu öğretimin Anayasanın öngördüğü amaca uygun bir müfredatla verilmesi gerektiği, içeriğinin nesnel ve çoğulcu olması, kişinin dininin bir ayrım ve eşitsizlik unsuru olarak kullanılmaması ve devletin dinler karşısında tarafsız kalarak, bütün dinsel inançları eşdeğer görmesi gerektiği, öğretimde uygulanan müfredatın belirli bir din anlayışını esas alması durumunda, bunun Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi olarak kabul edilemeyeceği ve din eğitimi halini alacağının açık olduğu, nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince öğretime ilişkin müfredatta yapılan ve kararımızda hüküm kurmaya yeterli görülen tespitler uyarınca, ülkemizde çoğulculuk anlayışı içerisinde, nesnel ve rasyonel bir şekilde din kültürü ve ahlak bilgisi öğretiminin verilmediği sonucuna ulaşıldığı, bu durumda, Anayasanın 24. maddesinde, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretiminin zorunlu olduğunun belirtilmesi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen öğretimin adının din kültürü ve ahlak bilgisi olmasına rağmen, içerik olarak din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimi olarak kabul edilemeyeceği açık olduğundan ve din eğitiminin de ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlı olması karşısında, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin bu içeriği ile zorunlu tutulmasında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varmıştır.

             Bu karardan sonra bundan sonra Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi müfredatı baştan sona yeniden derlenmeli, bu konuda Alevi önder ve akademisyenlerin de katılacağı bir kurul oluşturularak yıllardır görmezden gelinen Aleviler Din Kültürü ders kitaplarınca ayrıntılı tanınmalı ve de tanıtılmalıdır. Ancak bu yapılırken, sıkça tekrarlanan “Alevilik Ali’yi sevmekse biz de Aleviyiz,” “klişesinden” uzak durulmalı ve Alevilik, Sünni ölçütlerle değerlendirilmemelidir. Bu arada Diyanet’in yapmış olduğu açıklama biline türden “fetva” niteliğindedir. Bu konuda söz söylemesi gereken en son kurum Diyanet’tir. Çünkü maaşlarında Alevi vatandaşlarımızın da vergileri olan bu kurumda bir tek Alevilik birimi bulunmamaktadır. Esasında bu yapısıyla da Sünniliğin kurumsallaşmış halidir. Ve bu egemenliğini sürdürme niyetindedir.

Sorunu köklü çözüm için atılacak en önemli adım Din Derslerinin zorunlu olmaktan çıkarıp seçmeli yapmaktır. Yöneticilerin, Alevilerin gönlünü kazanmak adına onlarla oruç açarak, “pilav yemek” yerine, Anayasa’nın ilgili hükümlerinde gerekli değişiklikleri yapmaları, hukuk devletine yakışan tavır olmakla kalmayacak, kardeş sofrasında yenen her yemeğin sindirimini de kolaylaştıracaktır.



* Avukat, congun@istanbulbarosu.org.tr

[1]http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=12968&interstitial=true

[2]http://ihami.anadolu.edu.tr/aihmgoster.asp?id=8594, Çev.M.Sarıbeyoğlu, R.V. Günel

[3]http://www.alevi.com/kasim_yesilguel+M50a4162ccc8.html

[4] Radikal, 15.02.2005

[5] Güncel Hukuk Dergisi, 2007/10, İnsan Hakları Merceğinden Zorunlu Din Dersleri, Zeynep O. Usal,

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Soru ve önerileriniz için mail adresinizi yazmayı unutmayınız

Ad-Soyad:
eMail:
il-ilce:
Mah+Cad+No.:
Telefon:
Baslik:
Text:

 


Statistiken