Konseylogo1

Alevi Konseyi   Alevi Council Alevitische Rat

Sayın ziyaretçi, bu sayfayla amacımız; Alevilik-Aleviler üzerine bilgiler sunmak ve Alevi Konseyi’nin görüşlerini aktarmaktır. Sorularınızı, önerilerinizi alevikonseyi@yahoo.com  adli email adresine yazabilirsiniz. Çalışmalarımıza katkı sunan başta rehberimiz Remzi KAPTAN olmak üzere herkese teşekkür ediyoruz.


Ana Sayfa

Aleviler/ Alevilik

Ehlibeyt/ 12 imam

Hz. Ali

Alevi Önderleri

Alevilik Bilinci

Hacı Bektaş/ Bektaşilik

Pir Sultan Abdal

Tarih/Olaylar

Kadın/Gençlik

Hasan Sabbah

Genel

Allah/ Evren/ Insan

Remzi Kaptan

Ana Sayfa

---------------------------------------------------------------

Allah’ın Varlığı

 

“Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.” (Bakara suresi 164. Ayet)

Yukarıdaki ayeti Allah’ı tanımak için sorulan sorulara bir ön cevap niteliğinde verdik. Düşünün ki, her sanat eserinin bir sahibi var. Peki en büyük sanat eseri olan evrenin sahibi kim? Dünyanın, insanın sahibi kim? Yapılan bütün planların planlayıcısı vardır. Peki evrenin, dünyanın ve insanın muazzam güzellikteki planının planlayıcısı kimdir? Bizce bu soruların cevabı açıktır. Ya sizce?

Evrende her şey bir plan program dahilinde yürümektedir. Dünyada da öyle. Yalnız dünyanın dengesini bozan insandır. İnsanın dünyayı neden ve nasıl bozduğunu diğer bölümlerde teferruatlı bir şekilde açıklayacağımız için burada kesiyoruz.

Evet, Allah vardır. Allah tektir. Az buçuk düşünme yetisinde olan birisi bu gerçeği görür. Bazı cahil kimseler, din adına yapılan yanlışları Allah’a mal etmeye çalışıyorlar. Güya böylece Allah’ı inkâra çalışıyorlar. Bunlar saçmadır. İnsanların uydurduğu batıl inançları, hurafeleri Allah’ın yokluğuna delil olarak göstermek saçmalıktır. Bazen saçmalıklar öyle sınır tanımaz hâle geliyor ki, bazı kimseler Allah’ı yukarıda oturan ak sakallı bir dede olarak algılıyorlar. Bunlar gelenekten gelen hurafelerin içselleştirilmesinden başka bir şey değildir. Bizler yer yer bütün bunları açmaya çalışıyoruz. Şimdi tekrar Allah’ın varlığına dönelim. Bilimsel olarak da kanıtlanmıştır ki, evrendeki her şey bir denge durumundadır. Aynı denge dünya ve insan için de geçerlidir. Dünyadaki canlı cansız ne varsa, hepsinin bir manası ve işlevi vardır. İnsan bedeni de öyle. İnsan bedenini oluşturan uzuvların hepsinin  bir işlevi vardır. Bütün uzuvlar mükemmel derecede görevlerini yerine getiriyor. Meselâ insanın karaciğeri. Bu organ yığınla görevi yerine getiriyor. Karaciğer; proteinleri, madeni tuzları, şekeri, yağ asitlerini içerisinde barındırıyor. İhtiyacı olan bir organa bunları takviye etmesi için bir sinyal yetiyor. Böbrekler hakeza aynı mükemmellikte çalışıyorlar. Böbrekler bir dakikada bir litre kanı süzüyorlar. İnsanın yapısı mükemmel ötesi. Adeta bir mucize. Burada organların işlevlerini, yapısını uzun uzadıya tartışmak yersiz. Bizce vücudumuz mükemmel bir şekilde dizayn edilip, programlanmıştır. İnsanın her bir hücresinde 2000 (iki bin) kadar kimyevî lâboratuarın faaliyeti gerçekleşmektedir. Çıplak gözle görülmeyen bu cisimde gerçekleşen faaliyetleri öğrendikçe insan adeta dehşete düşüyor. Bilimsel çalışmalar geliştikçe, hücre yapısının detayları öğrenildikçe, insanın mutlak olan Allah’ın varlığına inanmaması mümkün değil. Bazıları bilimsel verileri akıllarınca Allah’ı inkâr etmek için kullanmaya çalışıyorlar. Bu oldukça anlamsız bir çabadır. Çünkü insanoğlunun bildikleri bilmediklerinin çok çok çok altındadır. Felsefi bir tanımla şöyle somutlayabiliriz insanoğlunun bilgisini: “İnsanoğlu neyi biliyor? Bir şey bilmediğini biliyor!”.

Allah vardır. Yerin ve göğün yaratıcısıdır. İnsanoğlu ondan gelmiştir, ona dönecektir. Bizim açımızdan bunları tartışmanın gereği yok. Kur’an’daki ifadeye göre “düşünenler için çok delil vardır”. İnsanın yapısından tutalım evrene, dünyaya kadar. Canlı cansız ne varsa hepsi birer delil niteliğindedir. Ama maalesef toplumlar, din adına ve dinle inançla en küçük bir alâkası dahi olmayan sebepler yüzünden Allah’ı inkâra kalkışıyorlar. Allah’ı inkâr etmeleri Allah için pek bir şey değiştirmiyor. Ama insanlar için çok önemli. İnançlı insan ile inançsız insan arasında önemli farklılıklar vardır. Şimdi burada genişçe bir parantez açıp, içine yazdıklarımızın altını çizelim. İnançlı insan derken her türlü kötülüğü kendisine meslek edinmiş, kendi dar bilgileri ile yetinen, sürekli olarak geriliği yaşayan, din adına hurafeleri yaşayan, Allah adına insan öldüren, bağnazlık-yobazlık edip çağdaş gelişmeye kendi mezhepsel, tarikatçı yapısından dolayı set koymaya çalışan bir insan tipinden söz etmiyoruz. Biz bu tür kişiyi inançlı olarak göremeyiz. Kendi geriliğini, egoistliğini, eskimiş geleneğini inanç adına birileri dayatırsa, bunu kabul etmemek en doğru tutumdur. Siyasi, ekonomik, toplumsal çıkarı için insanların inançları ile oynandığı için maalesef bir çok kimse inançtan  uzaklaşmıştır. Bu tür yobazların yaptıklarını görünce insanlar, Allah’ın varlığı konusunda bile şüpheye düşmüşlerdir. Oysaki bilinmelidir ki, yeryüzünde Allah kimseye benim adıma insan öldürün diye bir görevlendirmede bulunmamıştır. Allah’ın bu tür insanlara ihtiyacı da yoktur. Allah bilinen ve bilinmeyen her şeyden, herkesten ve her yerden üstündür. Tekrar belirtelim ki, insanların yanlışlarından Allah sorumlu değildir. İnsanın insana yaptığı zulümden Allah sorumlu olamaz, bunu insanların kendileri yapıyorlar. Bazı sivri zekâlılar diyor ki, “madem Allah var, öyleyse neden savaşlarda ölen çocuklara müdahale etmiyor?”. İlk başta oldukça mantıklı gelen ve Allah’ı inkâr etmek isteyenlerin sıkça başvurduğu bu ve buna benzer argümanlar, asgari düzeyde bir bilgi olsaydı söylenmezdi. Çünkü Allah insanı topraktan yaratmıştır. Neden toprak? Neden taş, kaya, ağaç, su veya başka bir maddeden değil de topraktan yaratmıştır? Bu oldukça önemlidir. Allah, insanı topraktan yaratmıştır ve ona kendi nefesinden üflemiştir. Bunun anlamı nedir? Bunun anlamı; insan hem toprak olmaya hem de tanrısal birliğe, gerçeğe ulaşmaya muktedirdir. Yani insan toprak olup aşağılanır da, Allah’ın birliğine de varabilir. (Bazıları burada toprağı kötülediğimizi düşünebilir. Bilinsin ki, bu benzetmeler semboliktir).

İnsan iradesi itibariyle özgürdür. İyiyi de, kötüyü de ayırt edebilecek düzeydedir. Dolayısıyla savaşta masum insanlar ölüyorsa, bunun sorumlusu ve suçlusu insanın kendisidir. Allah insanı özgür bırakmıştır. Yaptığı iyiliklerden de, yanlışlardan da insanın kendisi sorumludur. Bu konuyu ileriki bölümlerde genişçe açacağız. Gelelim tekrar Allah’ın varlığına.

Dedik ya; düşünenler için Allah’ın olmadığı, her şeyin nedensiz, sebepsiz olduğu düşünülemez. Her şey Allah’ın varlığına delildir. Dünyanın güneşle arasındaki mesafe ideal dengededir. Anlaşılır bir anlatımla ifade etmeye çalışırsak; eğer dünya güneşe şu an bulunduğu noktadan biraz daha uzak olsaydı tamamiyle donacaktı ve böylece yaşam olmayacaktı. Eğer dünya güneşe şu anki konumundan daha yakın bir durumda olsaydı yine yaşam olmayacaktı. Çünkü aşırı sıcaklık yaşam olanağını engellerdi. Her halûkârda muazzam bir denge ile karşı karşıyayız. Bu kendiliğinden mi oldu dersiniz? Yoksa belli bir projenin sonucu mu? Karar Sizin!

 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Soru ve önerileriniz için mail adresinizi yazmayı unutmayınız

Ad-Soyad:
eMail:
il-ilce:
Mah+Cad+No.:
Telefon:
Baslik:
Text:

 


Statistiken