|
PİR SULTAN ABDAL’IN YETİŞTİĞİ TOPLUMSAL DÜZEN
Gülağ Öz
Anadolu Selçuklu döneminde, her türlü toplumsal baskıya, ağır vergi
Moğol istilasına karşın dinsel anlamda bir hoşgörü yaşanırdı. Bunun kaynağı Horasan Erenleri olarak bilinen Alevi bilginlerinin, Anadolu’ya yerleşmesiyle oluşan bir hareketin sonucudur. 1239’da Konya Selçuklu
Sultam Gıyasettin Keyhüsrev’e karşı yapılan Babailer Ayaklanmasının, dinsel bir ayaklanma olmayıp, Sultan ile Veziri Saadettin Köpek’in ülkeyi yaşanamaz duruma sokmaları, hele hele Türkmenler’e karşı Acem
kökenlilerini devlet yönetiminde tutup, halka baskı yapmalarından kaynaklanmaktadır. baba İshak adlı bir Eren’in örgütlediği hareket toplumsal bir halk hareketidir. Her ne kadar resmi tarihler bunun dini bir
ayaklanma olduğunu yazsa da, güvenilir kaynaklar bu ayaklanmanın temelini de ekonomik etkenler olduğunu açık bir biçimde belirtmektedir.
Dinsel hoşgörünün kaynağı, Anadolu Dedeleri (Erenler)nin bütün Türk topraklarına dağılarak kurdukları tekkelerde verilen eğitimin sonucudur. Hacı Bektaş Veli, Baba
İlyas, Geyikli Baba, Barak Baba, Saltuk Baba, Mevlana Celalettin Rumi hümanist düşüncenin temsilcileriydı. Osmanlı Devleti kuruluşunun temelinde yatan bu felsefe küçük bir beylikken, kısa sürede genişleyerek, hem
Türkler hem de Anadolu’nun yerli halkları tarafından benimsenen bir devlet olmasının özünü, bu Anadolu Erenlerinin yarattığı kültür oluşturmaktadır. Alevi Ereni olan Edebali’nin kızıyla evlenen Sultan Osman, bu
birikimin özünü çok iyi biliyordu. Osmanlı devleti gelişip fetihler arttıkça egemen sınıf, ağırlığının hızıla artırıyordu. Sınır beyleri, feodal beyler ortaya çıktıkça, halkın benimsediği Erenler felsefesiyle
çelişki de kendini gösteriyordu. Osmanlı Sultanları, Yavuz’dan önce her ne kadar feodal beylerle birlikte hareket etse de bu felsefenin direk savunucusuydular. Hatta 11. Murat’ın Bektaşi olduğunu dair tarihler
gizleyememektedir. 15 12’de babasını katlederek iktidar erkini eline geçiren Yavuz Sultan Selim, feodal beylerle hızlı bir işbirliğine girdi. Mısır’ın fethi sırasında Halifelik sanını da, eline geçirince, Anadolu’da
oluşan, hoşgörüyü ve hümanizmi içinde barındıran Alevi düşüncesiyle doğal olarak aralarında çelişki oluştu. Feodal beyler, bu felsefeye sıcak bakmıyorlardı. Bunun tersi de beklenemezdi. devlet yapısında oluşan
Arap ve Acem egemenliği, Türkmen ve Türkleri ister istemez dışlıyordu. Yine bir Türk hükümdarı olan Safevi Devleti’nin Sultan’ı Şah Ismail’in Bektaşi ve Alevi felsefesine yatkınlığı, Arap ve Acem dili yerine
Türkçe’yi resmi dil olarak benimsemesi, Anadolu’daki halk arasında bir sıcaklık yaratıyordu. Bunun farkında olan egemen güç ve Halife Sultan Yavuz Selim, Anadolu için büyük bir tehlike olarak gördüğü Şah
İsmail’i yok etmeliydi. Bunun için de Anadolu’da Şah İsmail yanlısı olarak düşündüğü Alevi Türkmenlerinden kimi kaynaklara göre
doksan bin, kimi kaynaklara göre de altmış bin kişiyi katletmişti. Aynı zamandla iyi bir Türk şairi de olan Şah Ismail’in şiirleri, Yavuz Selim’in askerleri arasında ezbere okunur olmuştu. Yavuz Selim’in bu yokediş
harekatı, bütün Anadolu topraklarında uzun süreli olarak devam etti. Şeyhülislam’ın fetvalarının artık ardı arkası kesilmez olmuştu. nerde bir Alevi var, orada ölüm fermanları dolaşır olmuştu. Osmanlı devleti artık
bu gidişten geri dönemezdi. Çünkü egemen sınıfın resmi ideolojisi durumuna giren Sünni anlayış Alevi düşüncesiyle ters düşüyordu. Bunun böyle oluşmasını egemen feodal beyler istiyordu. Çıkarları bunu
gerektirmekteydi.
Kentlerden hızla uzaklaşan bu kesim, dağlık ormanlık bölgelerde yaşamlarını güçlükle sürdürmekteydi. Sünni düşünceyi benimseyen köylülerde bu
sömürülmüşlükten,ezilmişlikten payını alıyordu. Dolayısıyla tümüyle ezilen, asker edilen, vergilendirilen kesim Alevisiyle, Sünnisiyle Anadolu halkıydı. Bıçak kemiğe dayanan bu halk devletin baskısına karşı adım
adım uyanıyordu. Sürekli isyan halinde olan bu Anadolu köylüsü bitip tükenmek bilmeyen, tarihte Celali İsyanı olarak geçen, Celali ayaklanmalarının başından sonuna bir uzantısıydı. Bu ayaklanmaların dinsellikten çok
uzak, tamameu ekonomik koşulların çekilmezliğine karşı bir başkaldırıdan başka bir şey değildi. Bu ayaklanmaların nedeni Celali önderlerinden Kalenderoğlu Mehmet şöyle dile getiriyordu: “Osman ogulları
mütegalibedir. Bunlar aleme cevr-i cefayi ziyade kıldılar. Bıçak kemiğe dayandı. Yeter dedik bu düzene, nice dilaverlerle el ele verdik Kısmet olursa Üsküdar’dan gerisini Osmanlı ya haram edecegiz, kısmet onlardan
yana çıkarsa, nidelim, ettiklerimizin dillere destan olması yeter.
Feodal beylerin, zorbalarından Osmanlı valisi Hızır paşa’ya Pir Sultan Abdal şöyle yanıt vermektedir:
- Yürü bire Hızır paşa
- Senin de çarkın kırılır
- Güvendiğin padişahın
- Bir gün o da devrilir
-
Sivas’ın dağlık bir köyü olan Banaz’da doğup büyüyen Pir Sultan Abdal; yaşamı süresince Osmanlı’nın baskısını yaşamış, halkın ezilmişliğine, coplandığına, ürettiğinin üçte
ikisini’ vergi diye kadı ve mollalara gittiğine tanık olmuş, uzun süre halkın bu zorbalıktan nasıl kurtulması gerektiğinin bilincini kafasında oluşturmuştur. Onun başkaldırı ve halkı zulme karşı ayaklanmaya iten
şiirleri kısa sürede Anadolu halkı arasında yayıldı.
- Gelin canlar birlik olalım
- Münkire kılıç çalalım
- Yoksulun hakkın alalım
- Tevekeltü tealallah
-
diyerek yoksulları bir araya toplaması, Onlara önderlik etmesi, Istanbul’da oturan Sultan ve Anadolu’daki uzantılarını rahatsaz ediyordu. Pir Sultan Abdal’ın varlığı daha çok
menfaatını köylülerden sağlayan, kent yöneticilerini harekete geçirdi. Nasıl olur da ayağı çanklı bir köylü, beylere ve Halife Sultan!a dil uzatır, halkı isyana çağırırdı. Pir Sultan Abdal, halkı başkaldırıya
hazırlarken, Anadolu’yu ve yurdunu Sultan’dan daha fazla düşünüyordu. Düşünüyordu ki halkı ve ülkesinin huzuru ve mutluluğu uğruna canını vermekten kaçınmıyordu. Sabahattin Eyuboğlu onun yurtseverliğini şu sözlerle
dile getiriyor “Pir Sultan, şeyh Bedrettin gibi, ondan daha da fazla, yurdunu, yıırdunun taşına, toprağına, elden halkına ölesiye bağlıdır. çağında Arap ve Acem hegomanyasına karşı olduğu şiirlerinin diliyle bellidir.
Resmi tarihimiz onu halkına karşı isyancı olarak tanıtmakta, yabancılarla işbirliği içinde göstermektedirler. Oysa farkında olmasada günlük TV ve radyolardan Pir
Sultan türkülerini okumadan geçemezler.geçilemiyor da. İhanet konusunda yine Sabahattin Eyuboğlu şunları söylemektedlr:
“Halka ihanet etmiş bir padişah, Padişaha ihanet etmiş bir şairden daha az mı suçludur?” diyerek Pir Sultan Abdal’ın gerçek kimliğini ortaya koymaktadır.
Halkı uğruna asılmış Pir Sultan Abdal’ı, Sivas meydanında tüm Osmanlı beyleri, Paşaları, zaptiyeleri, mollaları, kadıları ve Pir’in halkı izlemişlerdir. Onun
öldüğüne tanık olunmasını herkes görmelidir. Görmeli ki Pir Sultan dinlemez, onları bir daha isyana sürükleyemez. Aynı gün asıldığını gözlemleyen halk, onun öldüğüne inanmamış, elinde sazı, ayağında çarığı, sırtında
heybesiyle yolculuk yaparken gördüklerini dilden dile anlatmışlar.
- Ben Musa’yım sen Firavun
- lkrarsız şeytan-ı lain
- Üçüncü ölmem bu hain
- Pir Sultan ölür dirilir
İşte onu asanların korkulu rüyası budur. Pir Sultan’ın ölüsü bile zorbaların Iıuzurunu kaçırmaktadır. Pir Sultan’ı korkutan, yıldıran hiç bir şey yoktur. İnancı
uğruna ölümü seçmesinin ötesinde ne vardır ki zaten. 0 gücünü halkından, halkının ezilmişliğinden almaktadır. Yoksa ilahi bir güç ona ilham ve kuvvet
vermemektedir. 0, herşeyin özünün insanda olduğunu bilmektedir.
- Pir Sultan Abdal’ım şunda
- Çok keramet var insanda
Bu keramet, onun önderliğine güvence vermektedir. Bu büyük ozan, bütün şiirlerinde işlediği, yol göstericilik, kurtuluş, boyun eğmeme, mızmızlanmama, teslim olmama, yağ
çekmemedir. Söyledlikleni her şiir, dağdan coşarak akan bir sel gibidir. Bendinde durmadan taşar. Hedefine tökezleme yoktur. Pir Sultan, salt kavgacı da değildir. İyi bir rençberdir, üretim yapan köylünün
öküzünü düşünecek kadar da alçak gönüllüdür.
- Öküzün damını alçacık yapın
- Yaş koman altına kuruluk serpin
- Koşumdan koşuma gözlerin öpün
- Rençberler hoşça görün öküzü
Bir sevgilinin insanca değerlendirilmesini, ona yaklaşımı da işlemekte geri durmamıştır.
- Al yanaktan kırmızı gül dererken
- Felek beni nazlı yardan ayırdı
öleceğine de inanmaktadır. Ama zalimin elinden değil doğanın yasasının bir sonucuyla kara toprak olacağının hesabını da unutmaz.
- Şu meydanda serilidir postumuz
- Çok şükür Mevlaya gördük dostumuz
- Birgün kara toprak bürür üstüıııüz
- Çürütür hey behli dilber çürütür
16.yüzyılda Pir Sultan Abdal’ı Sivas meydanında astılar. Pir Sultan bir daha türküsünü söylemesin istediler.
20.yüzyıl, hem de son çeyreği. Sivas meydanında bir kalabalık, onbinler toplandı yine. bu kez Pir Sultan’ın türküsünü söylediler hep bir ağızdan. Sivas’ın bir
Valisi de var bu ‘türkücülerin arasında. Sivas her zaman Hızır Paşa banındıramaz ya.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, geçen yıl 1992 Haziranında Banaz’a onbinler topladı, şenlik için. Banaz’dan Pir
Sultan’a göndermeler yapıldı. Yeniden yaşatıldı burada.
Arzuladım size geldim
Hünkar Hacı Bektaş Veli
Eiğgine yüzler sürdüm
Pir elinden dolu içtim
Doğdum elinize düştüm
Ak cenneti gördüm geçtim
Hünkr Hacı Bektaş Veli
Güvercin donunda duran
Cümle eksiklikler bitiren
Beş Taşı şahit getiren
Hünkıar Hacı Bektaş Veli
Kırk Budak’ta şem’a’yanar
Dolusun içenler kanar
Aşıklar sema döner
Hüna2r Hacı Bektaş Veli
Bahçende gördüm gülünü
Erenler sürsün demini
İmam Rıza’nın torunu
Hünkar Hacı Bektaş Veli
Balım Sultan er köçeği
Keser kılıncı bıçağı
Cümle erenler gerçeği
Hünkar Hacı Bektaş Veli
Pir Sultan ‘ım gerçek veli
Erenlerden çekmem eli
Oniki İmaının .seıveri
Hünkıar Hacı Bektaş Veli
|