|
HALLAC-I MANSUR
Gülağ Öz
İslam tasavvufunda kimilerinde büyük bir hayranlık, kimilerindc de nefret uyandıran, ama özündc tasavvuf felsefesini sarsan, ona yeni biçimler, yeni görevler, yeni
işlevler yükleyen bir dehadır Hallaç. Ölümü, daha doğru söylemle öldürülmesi dünya siyasetinin en barbarı, en gaddarı ve en acımasızıdır. O’nu çekemeyenler, onun dehasına onun teorik bilincine erişemeyenler bu büyük
bilginin önce kollarını bacaklarını, ardından da kafasını kesip halka teşhir ettiler, yani halkın arasında böylesine kimseler çıkmaması için gözdağı verdiler.
Önce işkence yapılıp, sonra kolları bacakları kesilen bu bilgin Nasıl birisidir?
858-922 tarihleri arasında yaşayan Hallacı Mansur, Baba mesleğinden gelen “pamuk atıcısı” anlamına gelen Hallacı lakabıyla tanınmıştır. Tam adı Hüseyin İbn Mansur
Hallac’dır. Beyza’nın Tur yöresinde doğup, Bağdat’ta öldürülmüştür.
Beyza yöresi Abbasi halifeliğine bağlı olmasına karşın halkının dini tümüyle islam değildi. Genellikle eski Iran Zerdüşt dini ile Mani dini etkileri bu yörede
öldükçe ağırlıklıydı. Hatta Hallacı Mansur’un dede ve babası Zerdüşt dinindendi. Babası sonradan Müslüman olmuştur.
Hallacı Mansur küçük yaşlarda bilime ilgi duymaya başladı. Önceleri tasavvufa yöneldi. Genç yaşlarda çeşitli dinleri inceleme fırsatı buldu. Kendisini kısa sürede
yetiştirdi. Değişik din adamlarının derslerine, tartışmalarına katıldı. Hallacı’nın en yakın arkadaşları değişik dinlerden ve milletlerden kimselerdi. Doğduğu, yetiştiği kent Türk düşmanlığıyla ünlü bir yer olmasına
karşın Hallacı her zaman Türklerle birlikte olmuş, onlarla arkadaşlık kurmuştur.
İlk dini derslerini Sünni hocalardan almış, ona göre yetiştirilmek istenmiş, zamanla kafasında değişik sorular oluşmaya başlayan Hallacı, bununla yetinmemiş, arkadaşları aracılığıyla, seyahatlere çıkıp, araştırmalarında yeni bulgular eşiğinde kafasında beliren soruları yavaş yayaş ortaya koymaya başlamıştır. İran’daki mezhep çatışmaları yüzünden genç yaşlarda bulunduğu Tur yöresinden kaçmak zorunda kalmıştır. Arap kültürünün önemli mutassavvıflarından Sehl bin Abdullah et Tusderi’ye bağlanarak ondan dersler almaya başladı. Tusderi ile Basra’ya gitti. Ardından Bağdat’a gelerek Amr bin Osman el Mekke’ye bağlandı, burada ünlü bilginlerden bu Takup el Akta’nın kızıyla evlendi.
Artık Bağdat’ta adından söz ettirmeye başlayan bilgin, burada Cüneyd-i Bağdadı ile tanışıp, ahbap oldu.
Bağdad:’dan hırka giyindi. Cüneyd-i Bağdadı, onun en yakın dostları arasındaydı. Bu yakın ilişkiler
sayesinde, Hallacı birçok ünlü bilgin ve din adamıyla taııışıp, ilişki kurma fırsatı yakaladı. Kendisi de sürekli bilgilerini yeniliyor, görüşlerine yeniden yön veriyordu. Zamanla Cüneyd-i Bağdadı ile aralarında fikir aynlıklan çıkmaya başladı. Yakın arkadaşını fazla rencide etmek istemeyen Hallacı Mansur, yeniden Tuster’e dönmek durumunda kaldı.
Tuster’de sufi hırkasıyla uzun süre dolaştı. Giyim kuşamında çok derbederdi. Bir süre sonra Sufi hırkasını da üstünden atarak halk arasında dolaşmağa başladı.
Ateşli konuşmaları sayesinde kısa sürede çevresine yığınlarca insan toplamayı başardı.Tusder’in dışında islam sınırları içerisinde yığınlar artık Hallacı’nın
talipleriydi. Hallacı üç kez de hacca gitmiş gelmiş, ama yörenin bilginleriyle din adamlarından hadis ve fıkıhçılarla giderek ilişkileri koparmaya, onların yanlışlarını yüzüne vurmaya başlayınca araları bozuldu. Bu
ara yolculuğa başladı. Türkistan, Hindistan, Çin bölgesinde de dolaştı. Bu gezilerinin ardından yeniden Bağdat’a dönerek, buraya yerleşti.
Yine her bilim adan ı gibi Hallacı Mansur’la ilgili de çok menkıbe anlatılır. Anlatılan bu menkıbeler halk tarafından ya da yakın inananları tarafından o kişiye
yüklenmek istenen yücelikten dolayı verilmiş bir sıfattır. Bir menkıbeye göre ~Hallacı Mansur Mekke’ye gittiğinde Cami avlusunda 1 yıl kaldığı ve zorunlu ihtiyaçlarını karşılama dışında yerinden kımıldamadığı
rivayet olunur. Her gün iki yudum su içip, bir ekmek kabuğunu kemirerek yaşadığı söylenir. Ne yağmur ne güneş onu etkilemenıektedir. “1
Yine adı geçen yapıtta onunla ilgili bir rivayet daha vardır “Daha o dönemde kendisini tanrdaştırdığı hususunda-ki sözleri gündeme getirilir. Kendisinin de kuran
gibi bir eser yazabileceğini söylediği rivayet olunur. Bunun üzerine Mekke ileri gelenlerinden bazıları onu lanetlemiştir. Ancak Mekkeli Amr Mekki, onun bu tür konuşmalartnın ilhamdan başka bir şey olmayacağını
belirterek Kur’anın insan tarafından yaratıldığını iddia eden bazı aşırı Mütezile yandaşlarından Hallacı farklı değerlendirmiştir.”2
Bu tür menkıbeleri halk istediği kişiye iyilik, yücelik olsun. diye böyle bir görev yüklemektedir. Hallacı’nın Mekke camii avlusundaki durumu onun fikirlenyle
çelişkilidir. Sevenleri her ne kadar böyle bir rivayetin Hallacı’yı yücelttiğini düşünerek yapmış olsa da, bu rivayet onu düşüncelerinin tam tersinedir.
Hallacı Mansur, Bağdat’a ikinci yerleşmesinde sarayın aydın çevresiyle sıkı işbirliği kurmuştur. Buradaki aydınlar Lois Massıgnon’un dediği gibi “Bu aydınlar Şii kültüründen etkilenen Antik Yunan felsefesi’ ni bilen kimselerdi.”3 Bağdat’da
Tıp, Kimya...gibi bilimleri de öğrenmiştir. Yine burada Nasturi dini mensupları olanlardan Yunan felsefesini öğrenmeyi benimsemiştir. Bu bilgilerin ışığında sünni din adamlarıyla her türlü ilişkilerini kesmiştir.
Çünkü Hallacı’nın fikirleri bunlarla bağdaşmıyordu.
Hallac kendisine en büyük desteği veren Mavereinehir Türkleri sayesinde fikirlerini geniş kitlelere yayma fırsatını bulur. Hatta Türkler’in kitle olarak
Müslümanlığı benimsedikleri dönem bu dönemdir. Bunda hem Türklere hem de Kürtlere Hallacı’nın büyük etkisi olmştur. Hallacı’nın görüşleri Müslümanlığın katı kurallarından uzak, yumuşatılmış bir Müslümanlık olarak
Kürt ve Türk topluluklarının karşısına çıkmaktadır.
“Hallac’tan etkilenen ilk Türk Ozanı Ahmet Yesevi’dir. Yesevi ‘nin Hikmetleri, tamamıyla Hallac’ın etkisinde yazılmıştır. 0 da tanrı aşkı peşine düşer, Hallac’ı
bulur. Hallac’ın tüm görüşleri”Enel Hak” anlayışını doğrulayan Yesevi, onun ölümüne sebebiyet veren katı mollaları ele vermiştir .”4
Hallac’ın fikirlerini şöyle özetleyebiliriz:
Hallac’ın düşüncesininin temeli Enel Hak” dır. İnsanla tanrı bir varlık düzeninde birleşir. İnsanın manevi özü tanrıyı yansıtır. Görünüşte ayrı
gibi sanılan varlıklar özde birdir. Ayrılık ancak görünüştedir. Tanrı insanı kendisine benzeterek yaratmıştır. Bu nedenle tanrının dostluğuna ermek için “kalbini iyi işlere veren zevk erden kaçan, bu nedenle de
tanrıya kulluk için benliğini kullanmak gerekir. Tanrının ruhu Isa’-da olduğu gibi ruhunu hulul eder. Hallac bu konuda dinlerin birliğini de öne sürer.
İnsan konuşan, düşünen, hareket eden bir tanrıdır. Tanrı insanla birlikte görmezlikten kendisini sıyırıp görünen bir varlık durumuna geçer.
İnsanlar soyut şeylerden kurtulup, derine inmelidir.
Beden insanda salt maddi ilişkilerin düzenlenmesi içindir. Maddenin nedensellikleri içinde hapsolunan insan tutsaklığı benimsemiştir. Ruhun rehberi, yol göstericisi
yürektir.
Ecel ve mahşer günü insan doğmadan belirlenmiştir. Doğumdan yaşamın tüm aşamalarına varana kadar her şeyi veren tanrıdır.
Kuran-ı Kerim’e göre Allah’a kimse ulaşamaz. 0 gizli bir hazinedir. Hallac’a göre insanla tanrı arasında fark gözetilmemelidir.
Yüreğini temiz tutan, açık olan kimse Allah’la konuşabilir, anlaşabilir. Bu konuda yürek yol göstericidir.
İnsanda Allah’ın tüm sıfatlan bulunur. Allah güzelliktir, hoşgörüdür, bağışlayıcıdır, bilimdir, akıldır, sevgidir.
Hz. Muhammed Allah’ın görevlendirdiği bir elçisidir. Ona itaat etmek Allah’a itaat etmektir. Hz. Muhammed’in sözlerinden çıkan, onu yanlış yapan Allah katında
yanlış yapıyor demektir.
Hallac’ın vahdeti vücut görüşü İslama yeni bir yorum getirdi. Hallac’ın fikirleri hem din adamları, din bilginlerine ters geliyor, hem de devlet
yöneticilerine ters geliyordu. Herkes Hallac’ın cezalandırılması gerektiğini söylüyordu. 0 nedenle de 911 yılında Hallac yakalanarak yargılandı. 0 düşüncelerinden yine taviz vermedi. Dönemin Şafi Kadısı Ibn Süreyc,
Hallac’ın öldürülmesine karşı çıktı. Bu doğrultuda fetva vermekten kaçındı. Ardından Maliki Kadısı Ebu Ömer ve İbn Mücahit ile İbn Buhlul da bu fetva olayını tersine verdiler. Verdikleri fetva gereğince Mansur
ortadan kaldırılamazdı. Vezir Hamid’in baskılarına karşı teslimiyetçi bir çizgi izleyen Ebu Ömer’in, yeniden verdiği fetyayla Hallac öldürülebilecekti. Ve Hallac da önce kırbaçlandı, kolları, bacakları kesilerek
asıldı, sonra başı kesildi. Böylece hem yöneticiler, hem halife, hem de din adamları rahatladı.
Ama Hallac’ın bedeninin gi~esi,onun fikirlerinin ortadan kaldırılmasına güç vermedi. Aksine bu öldürulerek yok etme mantığı Hallac’ın fikirlerinin daha kısa zamanda
yayılmasına olanak sağladı. Bu olay Hallac’a güç verdi.
Hallac-ı Mansur Arap kökenli olmasına karşın bütün ırkları, bütün dinleri, bütün insanları bir bildi. O’nun felsefesi en çok Türkler arasında benimsendi,
yaygınlaştı. Horasaıı ve Anadolu Aleviliği Hallac’dan çok etkilendi. Ahmet Yesevi, Ebul Vefa gibi büyük Horasan Pirleri Hallac’ın fikirlerindeki zenginlik, aykırılık, hoşgörü, insan-tanrı sevgisini okullarına
taşıdılar.
Mevlana’dan Hacı Bektaş’a, Seyit Nesimi’den Pir Sultan Abdal’a kadar Hallaç etkileri ve sevgisi yaşatıldı. O nedenle Hallacı’yı Anadolu Aleviliğinin temel
köklerinden sayıyoruz.
Dipnotlar:
1 MASSIGNON, Louis - ÖKTEM, Niyazi, Hailacı-ı Mansur, s.15
2 age s.15
3 age. s.23
4 ÖKTEM, Niyazi, age. s.69
|