|
iyilik
İyilik yapmak nedir?
İyilik; karşılık beklemeden yardım etmek demektir. Vicdanımızı sorgulayalım. Gerçekten karşılık beklemeden yardımda bulunduk mu? Yoksa beynimizin herhangi bir
hücresinde bir çıkar hesabı var mıydı yardımlarımızda? Soruyu aksi şekilde de sorabiliriz. İyilik etmek neden aptallık, kerizlik, enayilik, saflık, budalalık, ahmaklık vs. olarak algılanıyor. Bize yapılan iyi
niyetlice bir yardımı neden suistimal ediyoruz. Nedir içimizdeki bu ölmeyen kötülük canavarı.
İnsan gerçekten iyilik yapmalı. Evliyalar, erenler, peygamberler her iyiliği emir etmişler, karşılıksız yardımı yaşamlarında uygulayarak yaşam biçimi hâline
getirmişlerdir. Bu anlamıyla örnektirler.
İnsan iyilik etmeyi, maddi-manevi diğer insanlarla paylaşmayı bir yaşam biçimi hâline getirebilir. Varsın bazı gözü doymaz cahiller iyiliği enayilik, ahmaklık,
kerizlik olarak algılasınlar.
Gerçekte iyiliği yaşam biçimi hâline getiren insan yüce insandır. Sanıldığının aksine keriz değil, akıllıdır. Bu yüce insan bir çok gerilikleri aştığı, karanlık
perdeleri yırttığı, gerçeğe ulaşmada doğru izi bulduğu için bu tür hareketlere gülüp geçer. Düşüncesi gelişmemiş, duyguları körleşmiş insan bu yüce insandaki cevheri göremez. Göremediği için de anlam vermekten
uzaktır. Değilmidir ki, altının değerini sarraf olanlar anlar.
Bir takım dünyalıklar uğruna kırılan kalplerin, incinen gururların hesabı yoktur. Daha fazla mal-mülk, servet, maddiyat için yok edilen canların haddi hesabı
yoktur. Mademki sonunda ilâhî adaletin terazisinde tartılacağız, ilâhî yargıca hesap vereceğiz -ve biliyoruz ki; bundan kesinlikle kaçış yok- o halde neden bunca gaddarlık, bencillik, zulüm, katliam, talan,
sahtekârlık... Mademki hepimiz faniyiz ve bilincindeyiz ki; eninde sonunda sayılı günlerimizin sonu gelecek ve ebedi mekânımıza göç edeceğiz, o halde nedir bu doymak bilmeyen hırslar, kinler...
Kendimizi kandırıp duruyoruz. Ölümlü olduğumuzu unutmaya çalışıyoruz. Ölümlü olmasak dahi haksızlık, riya, sahtekârlık, bencillik... edeceğiz anlamına gelmez.
Özelliklede bazı abuk-sabuk gerekçelerin arkasına saklanmamalıyız. Özümüzü meydana getirip dara durmalıyız. Hatamız, yanlışımız, kusurumuz, eksiğimiz neyse ortaya çıksın. Böylece kinden, kibirden, kirden, yalandan arınmış olur, pirüpak oluruz. Doğru olan
budur. Doğru olan dostça, paylaşımcı, hakça, eşitlikçi (maddi ihtiyaçlar anlamında), özgür bir yaşamın sahibi olmaktır.
Doğruluğu, iyiliği, samimiyeti yaşam biçimi hâline getirmek sanıldığı kadar zor değildir. Şu kısacık hayatımızı kendimize ve başka insanlara zehir etmeyelim. “Ama
dünyanın kanunu bu, güçsüz olan ezilir, başkası beni ezeceğine ben güçlü olup ezeceğim” mantığı son derece yanlıştır. Unutmayalım ki; her insan kendisinden sorumludur. Kişi, başkasının kötülüklerini, yanlışlarını,
hatalarını gerekçe olarak görmemeli. Vicdan var. Vicdanımıza rağmen yanlış yapmaya devam edersek bilelim ki; sonunda mutlaka ilâhî adaletin huzuruna çıkacağız. O vakit bilinsin ki; bu yalandan gerekçelerin önemi
yoktur. Bunun için geç kalmış sayılmayız. Yüce yaratıcı bağışlayandır, tövbeleri kabul edendir. Yeter ki, samimi olalım. Zararın neresinden dönülürse kârdır. İşe en yakınımızda bulunan dostlara içten bir merhaba ile
başlamaya ne dersiniz?
Merhaba dost!
|