|
İRADE: YAŞAMA YÖN VERMEK
İrade demek; yaşama yön vermek, yaşamsal kararlarda karar verebilmek, başkalarının tahakkümünü sona erdirmek demektir. İradesiz insan bir hiçtir. Hiçlikte bir insanın başına gelebilecek en büyük
kötülüktür.
Günlük yaşamda sık sık tanık olduğumuz, yer yer yaşadığımız bir çıkmazdır iradesizlik. İrademiz elimizden alınmıştır. Egemen olanlar kendi çıkarları doğrultusunda bizlerin hayati konularına müdahale eder hale
gelmişlerdir. Alevi toplumu tamamiyle olmasa da çoğunlukla bir iradesizler toplumu haline gelmiştir. İradesizleştiği için de süreç içerisinde egemenlerin doğrularını -dolayısıyla çıkarlarını- kendi doğruları olarak görmeye başlamış, kabullenmiştir. Alevi toplumu, kendi değerlerinden uzaklaşmış, hayati önem taşıyan kararlarda gericilerin çıkarlarına hizmet eden kararlar almıştır/almaktadır. Ne yazık ki, istisnalar kaideyi bozmuyor. Bunlar gerçeklik olarak önümüzde duruyor.
Eğer Alevi toplumu kendi iradesine sahip olsaydı, bunca katliama uğramazdı. Aslında tarihsel süreç Alevileri bu hale getirmiştir. Burada Alevi toplumunu suçladığımız manâsı çıkmasın. Belirtmek istediğimiz, tarihsel
bir sürecin doğal diyebileceğimiz sonuçlarıdır. Bu tarihsel süreç Hz.Ali ile başlayıp günümüze dek uzanan bir süreçtir. Bu süreçte baskılar ve katliamlar zaman zaman azalsa da, sürekli olarak uygulanmıştır. Bazı
dönemlerde dozaj artarken, bazı dönemlerde yavaşlamıştır. Ama gerçek olan, bu lânetli sürecin devam ettiğidir.
Bu sürecin Hz.Ali döneminde başladığını belirtmiştik. Hz.Ali, bilindiği gibi dünyaya gelmiş en büyük bir kaç şahsiyetten biridir. Dini tarafını bıraksak dahi bu bir sosyolojik gerçektir. Hz.Ali,
İslamiyet’i ilk benimseyen kişidir. O Hz. Peygamberin deyimiyle "Allah’ın Arslanı"dır. Hz.Ali gerçek anlamda asaleti, bilgiyi, gerçek dini,
fedakârlığı, cesareti temsil etmektedir. Hz.Ali’nin karşıtları ise bencilliği, hırsı, kavgayı, kini, karanlığı temsil etmekteler. Ne acıdır ki, karanlık, bu tarihsel süreçte zaferi kazanmıştır. Ama bu zafer ilelebet
olmayıp, eninde sonunda Hz.Ali’nin temsil ettiği aydınlığa yenilecektir. Bu gerçeği Hz.Muhammed bir hadisinde şöyle dile getiriyor: "Yahudiler 71 mezhebe bölündüler, Hıristiyanlar 72 mezhebe bölündüler,
Müslümanlar da 73 mezhebe bölünecekler. Ama insanlığı benim Ehlibeytime bağlı olanlar kurtaracak". Hz. Peygamber böyle demekle, gelecekte neler olacağını bilmiş ve gelişecek olan olaylara nasıl tavır alınması
gerektiğini açıklamıştır. Hz.Ali’nin olmadık haksızlıklara uğraması ve sonunda şehit edilmesi ile başlayan karanlık süreç, İmam Hasan’ın eşi Cude tarafından bal içine zehir koyması ile zehirlenerek şehit edilmesiyle
devam etmiştir. İmam Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesiyle bu karanlık süreç doruğa çıkmış ve tüm şiddetiyle devam etmiştir. On İki İmamların hepsi de şehit edilmiştir. Hiç biri vadesiyle Hakka yürümemiştir. Bu
şahadetler, Alevi inancına inananların iradesizleşmesi için yapılıyordu. Alevi toplumunun önderlerini imha ederek, toplumu egemenlikleri altına almak istiyorlardı. Tam manasıyla bunda başarılı olunamadı ama çok
şeyler başarıldı. Bu başarılan şeylerin başında da, Alevi toplumunda bir bilinç bulanıklığı yaratmak oldu. Çünkü Alevi toplumu, önderlerinin çoğunu şehit vermek durumunda kaldı. Bunun neticesinde öndersiz kalan
Aleviler, ilk etapta olmasa bile geçen yıllar içinde inançlarında bir zafiyet gösterdiler. Onlar yine değerlerine bağlıydılar. Ama artık bir çok şeyi bilmiyorlardı. Yine gelişen olaylara nasıl bir tepki vereceklerini, nasıl bir tavır alacaklarını bilmez hâle geldiler. Bu bilemezlik
günümüzde doruk noktasına ulaşmış durumdadır. Alevilerin büyük çoğunluğu kendi gerçekliğinden, kendi öz değerlerinden, bedeller verilerek kazanılmış haklarından habersiz
yaşamaktadır. Kendi gerçekliğinden uzak, kendi değerlerine yabancılaşmış, iradesi esir alınmış, bilinci bulanmış bir Alevi insanı, her türlü olumsuzluğa açık demektir. Alevi toplumu son 50 yılda bu açıklıktan dolayı
çok acı yaşadı, gereksiz bedeller ödedi. Toplumsal, siyasal, ekonomik olaylarda en çok Aleviler ezildi. Belki bazıları bu durumun sadece bir coğrafya için olduğunu sanırlar. Aslında Aleviler dediğimiz Ehlibeyt
taraftarları, dünyanın hemen hemen her coğrafyasında bu bedelleri ödemişlerdir.
Balkanlar’dan Ortadoğu’ya, yakın Asya’dan kuzey Afrika’ya, hangi coğrafyada Aleviler yaşamışlarsa o coğrafyada gelişen yukarıda saydığımız olumsuzluklardan en çok Aleviler nasibini almıştır. Bunun sebebi de,
açıklamaya çalıştığımız gibi başlatılan karanlık sürecin günümüzdeki yansımalarıdır.
Aleviler, Alevilik bilincinden yoksunlardır. Bu yoksunluk çok acılara sebep olmaktadır. Her Alevi mutlaka asgari düzeyde bir Alevilik bilincine sahip olmalıdır. Bir insanın Aleviliği öğrenmesi, yaşama Alevilik
penceresinden bakması, gelişen olayları Aleviliği referans alarak yorumlaması başka inançların doğruları olmadığı anlamına gelmez. Bu durum, yani bir kişinin asgari düzeyde de olsa bir Alevilik bilincine sahip
olması demek, başka inançlara da saygı demektir.
Alevilik bilinci, insanı yanlışlardan doğrulara, kötülükten iyiliğe, karanlıktan aydınlığa çıkarır. Alevilik bilincine sahip birisi, yaşamda ne kadar zorluk olursa olsun onları aşar. Ahlamak vahlamak
yerine çözümler arar. Yaşamda sadece negatifliği değil, aynı zamanda pozitifliği de görür. Yaşama anlam verir, yaşamı sever. Hayata kafa yorar. Anlık, güncel dertlerle ne kendini ne de etrafındakileri boğmaz. Aksine
yaratıcı çözümlerle, hem iş hem de sosyal yaşamda insanlara güç verir. Alevilik bilincine sahip olmak emek ister. Ama bu bilince tam anlamıyla değil, az da olsa sahip olundu mu, insan iradesine sahip demektir.
İradesine sahip bir insan da çok şeyleri fetheden demektir.
|