|
içsel çelişki
Bazı insanlar yığınla içsel çelişki yaşamaktalar. Ancak bu çelişkilerin çözümü için inançsızlığı kendilerine referans almaktalar. Elbette insanlar özgürdür. Kendi düşünsel ve yaşamsal sorunlarını çözmekte
istedikleri yönteme başvurabilirler. Bu konuda Tolstoy’un önemli bir belirlemesi var. Şöyle diyor Tolstoy: “İnançsızların bütün eylemlerinde ve düşüncelerinde aynı şey yaşanır. İç dünyalarındaki çelişkileri saklamak
için karmaşık, ince deliller toplanır ve kişinin dikkatini önemli ve asli olandan uzaklaştıran ve onun yalanlar içinde kalakalmasını mümkün kılan bir sürü saçmalık o kişinin zihnini doldurur. İşte, günümüz insanları
farkında olmadan böyle bir durumda yaşamaktadırlar.”.
Evet, farkında olmadan günümüz insanı çelişkilerinin çözümü için yanlış yerde arayış yapmakta. Bu yanlış yerde arayış onu sorunlarını gizlemeye, saklamaya, yok saymaya vs. Götürmekte, çözümü sunmak yerine
çözümsüzlüğü derinleştirmektedir.
İçsel çelişkileri yanlış ilaçlarla tedavi etmeye çalışmak beraberinde bir çok yeni ve daha ağır hastalığı getirir. Yığınla teoriler üretilip, bilim adına çeşitli yalanların, hurafelerin arkasına
saklanılabilinir. Yine saçma sapan gerekçelerin arkasına saklanabilinir. Ancak bunların tedaviyi geciktirmekten başka bir işlevi olmayacaktır.
Çözüm; hiç bir dinsel, sosyal, bilimsel vb. hurafenin arkasına saklanmamak. Çözüm; komplekse girmeden, korkulara kapılmadan, bahaneler aramadan, yalanlara sığınmadan, doğruları yanlışa yormadan,
samimice anlamaya çalışmaktan geçer. Bakarak, görerek, düşünerek, hissederek... anlamaya çalışmak. Evreni, dünyayı, insanı anlamak.
Çözüm; o kadar dolambaçlı, sinir bozucu, soyut değil. Çözüm kendimizde. Yeter ki, az da olsa yoğunlaşalım. En önemlisi anlayalım. Anlamıyorsak, kavrayamıyorsak dahi bunları yapmaya çalışalım. Yoksa daha
yığınla akıl dolu, akıl dışı, saçma sapan teoriler üretebiliriz. Üretimlerimize kendimizi inandırarak başkalarını da inandırabiliriz. Fakat bu çözümsüzlüğü derinleştirmekten başka bir şeye yaramayacaktır.
İnsanın inançlı olması bilimsel doğruları yadsıması anlamına gelmez. İnançlı insan bilimsel gelişmeleri yakından izler, insanın genel anlamda hayatını kolaylaştıran gelişmeleri destekler. Ancak bazı
bilimsel verilere saplanıp kalarak, yine bazı dogmatik, gerici, hurafe gelenekleri inanç diye anlarsak kendimizi kandırmış oluruz.
İnsanın inanması, bazı doğa olaylarından korkması ve bu korkuyu gidermenin bir aracı olarak daha üst bir varlığa inanması olarak yorumlanıyor. Bu yanlıştır. İnsan korkularını yenmek için inanmıyor. İnsan,
bu sonsuz evrenin amaçsız, anlamsız olduğuna inanmadığı için inanıyor.
Bütün bu evrenin, insanın, yıldızların, atomların... bir anlamı olmalı. Bunların bir anlamı var. Yeter ki bizler anlamaya çalışalım. Dikkat edilirse bakmak görmek değildir. Sıradan bir bakışla çok şeyleri
görmeyiz. Görmemiz için bakışımızın daha keskin olması gerekiyor. Sizde bu keskinlik ne boyutta?
|