|
Farkına Varmak
Farkında mıyız? Değiliz. Zaman geçip gidiyor mu? Giden zaman geri geliyor mu? (“Elbette giden zaman geri gelmez. Bu ne saçma bir soru” diye soranlara “saçma soru yok, sadece saçma cevap var” diye cevap
veriyoruz?. Zaman geçip giderken bizler gereken anlamı verebildik mi? Gereken duyarlılığı gösterebildik mi? Bunca telaş içinde, maddi sıkıntılar içinde, hırslar, bencillikler içinde, güncel kaygılar, sıkıntılar
içinde, günübirlik ilişkiler içinde, güdüleri tatmin peşinde... ha bire önemliymiş gibi olan ama neticede anlamsız olan yığınla ‘boş’un peşinde dolanıp durmuşuz. Gereksiz, manasız, zararlı, yıpratıcı... ha bire
bunlara takılıp durmuşuz. Bundandır ki; gerekli anlamı verememiş, gereken duyarlılığı gösterememişiz. Bundandır ki; farkında değiliz. Farkında olmadığımız yığınlarla beraber yaşamış, onları beslemişiz. Böyle olunca
da farkında olmamışız yaşlandığımızın. Hırsı, kini, şiddeti, kıskançlığı, güdüleri, yalan söylemeyi, düzenbaz olmayı... hiç ara vermeden beslemişiz.
Bütün bu olumsuzlukları meziyet, yetenek, beceri kabul etmiş, bunlarla övünmüşüz. Bunlardan nefes alıpta neler kaybettiğimizin farkına varmamışız. Sonunda bütün bunların anlamsız, beyhude, boşuna olduğunu
görüp hayıflanmışız. Heyhat. Heyhat ki artık geriye dönme imkânı yok. İleriye bakmak için de takat yok. Ne yapmalı? Ne yapmalı ki; çok ama çok az da olsa biraz ucundan yakalamak için? Böylesi durumlarda ne yazık ki,
öğrenilen düzenbazlıkların, yapılan hilelerin, söylenen yalanların hiç ama hiç faydası olmuyor. Burası er meydanı oluyor. Kimin neyi varsa ortaya çıkıyor. Üryan – püryan bir hâl. Burada güç, para, iktidar, fiziki
güzellik, sahtekârlık, kötülük... bunların bu meydanda hiç bir şansları yok. Bu meydanda doğrular galip gelir. Zamanında doğrulara tabii olanlar, bu meydanda galip gelirler. Onlar farkına varanlardır. Sadece farkına
varanlar değil, aynı zamanda farkına vardıkları doğruları kendi yaşamlarına uygulayarak, doğruları bir yaşam biçimi hâline getirmişlerdir. Burası er meydanı olduğundan, erliğinde normları doğrular olduğundan
galibiyet kaçınılmazdır onlar için. Ama bu erler, en sevinmeleri gereken böylesi anlarda dahi beyhudelerin çaresizliğinden hicap duyarlar. Böylesi bir anda, yani yıllarca mücadelesini verdikleri doğrularının tescil
edildiği bu anda, kendilerine yıllarca rahat vermeyip, huzursuz edenlerin yenilgilerine üzülürler. Erlik de bu değil midir? Bu meydanda bulunan yiğitlerin yiğitliklerine de bu yakışır. Zaten başka türlü yiğit
olunmaz. Parayla, makam sahibi olmakla, güzel / yakışıklı olmakla, şöhretli olmakla yiğit olunmaz. Yiğit, doğrularla hareket ederek, doğruları kendisine yaşam biçimi hâline getirerek olunur.
Bütün bu belirtilenlerden ne anlaşıldı? Eğer anlaşılmışsa bazı farkların farkına varıldı mı? Yoksa anlatımlarımız “çok soyut” olduğunu için eski tas eski hamama devam edileceği mi vurgulanıyor? Öyleyse söz
yok, o meydanda görüşüncüye dek...
Yalnız anlamak isteyene bir kaç sözümüz olur. Ölçütler bellidir. Yaşanılan her anın manasına uygun nefes alıp vermek gerekiyor. Farkına varmak gerekiyor. Her şey göründüğü gibi değil. Öyle olsaydı bütün
bunlara gerek kalmazdı. Farkına varmak gerekiyor ki; aslında zaman ‘bilinen, yaşanılan manasıyla’ yok! Farkına varan görürü ki, yaşlanıyor. Bu bir çelişki değil. Bilinen, yaşanılan anlamda zaman, basit işler için
insanlar tarafından uyarlanmıştır. Basit ihtiyaçlar için. Diğer anlamda zaman gerçek zamandır. Orada zamanın önü ve sonu yoktur. Yaşlandığının farkına varan kişinin daha başka şeylerinde farkına varmış olması
gerekiyor. Eğer varılmışsa bu başkaların farkına, mesele yok demektir. Bu hâliyle yaşlılık diye bir durum söz konusu değildir. Varılmamışsa farkına, o zaman işlemeye devam ediyor demektir. Bütün bunlardan sonra
sormuş olduğumuz farzedilsinin ne kadar farkına vardın?
|