|
Yalnızlık
Yalnızlık ille kalabalıklardan ayrı olmak anlamında değildir. İnsan milyonlarca kalabalıklar içinde dahi yalnız olabilir. Bu anlamda kalabalıklar bir dekor görevi görürler. İnsanın içsel yalnızlığı
paylaşılmadığı müddetçe, insan milyonlar içinde de olsa yalnızdır.
İnsan, yapısı gereği diğer insanlarla bir şekilde ilişki kurmak zorundadır. İnsanların birbirleri ile kurdukları ilişkiler bütününe sosyalite deniliyor. Yani insan sosyal bir varlıktır. Sosyalitenin dışına
çıkan insan başkalaşır. Bu başkalaşım insanı insan olmaktan alıkoyar ya da insanın gerçek anlamda bir yaşam sürmesini engeller. Tabii ki; geri ilişki biçimlerinin şekillendirdiği sosyal yaşamda insanlar yine tam
anlamıyla bir hayat yaşamıyorlar. Yani insan diğer insanlarla ortak noktaları yitirince ve başkalaşınca tam manasıyla, anlamına uygun bir hayat yaşamıyor; yine dar ilişkiler çerçevesindeki sosyalitede kaldığı zaman
da doğru yaşamı, anlamlı hayatı yaşamıyorlar. Demek ki; doğru bir şekilde dengeyi kurmak gerekiyor. Gerektiğinde yalnızlığı göze almak gerekiyor. Ama bu yalnızlığı doğru, anlamlı bir hayatla doldurmak gerekiyor.
Elbette bir anda toplumsal ilişkilerin yıkılıp atılması yanlış olur. Yıkıp atmak yerine onları anlamına uygun bir şekilde düzenlemek en ideal olanıdır. Bu ideal olana ulaşmada yalnızlığa katlanmak gerekiyor. Ve
ideale ulaşmak isteyen insan bilincindedir ki; insanın Allah’ı var. Bu manada insan yalnız değildir. Yine ideale ulaşmak için çabalayan ve bu sebepten dolayı diğer insanlarla arasına mesafe koyması sonucu yalnız
kalan insan, biçimde yalnızdır. Özde yalnız değildir. Çünkü inandığı değerler vardır. Bu değerler bütünü her daim ideal yaşamı kurma yolunda yalnız kalan insanın yalnız olmadığına bir delildir.
Yukarıda belirttiklerimizde çelişki arayanlara, aramalarının boşuna olduğunu söyleyebiliriz. Parçalara göre değil de, bütüne yönelik bir anlayış ne demek istediğimizi anlar.
Doğru ve anlamlı olan şudur ki; insan, geriliklerle, dedikoduyla, yalan-dolan, gıybet, çekememezlik v.s. ile zamanını geçireceğine yalnız kalır daha iyidir. Dar, bencil, çıkarcı ve benzeri insanların
şekillendirdiği sosyalite içinde kalacağına yalnız kalır daha anlamlıdır. Bu anlamda kirlenmemiş olur. Elbette insan doğruyu, güzeli, doğal olanı, ideal olanı yaşamak için çabalamalıdır. Çevresindeki insanlarla
paylaşmalıdır. Dostluğu, sevgiyi, saygıyı, dayanışmayı, alçak gönüllülüğü, ideal olanı v.s. paylaşmalıdır çevresindeki insanlarla. Ama bunlar yoksa ve bunların yerine egoizm, çıkarcılık, maddiyatçılık, kibirlik v.s.
varsa, insan yine yalnızdır. İnsanın gerçek manada bir sosyal yaşamın sahibi olması için ilkeler, prensipler bellidir. Buna uygun olmayan bir sosyal yaşamda insan yine yalnızdır. “Kalabalıklar içinde yalnız olmak”
deyimi bu manada kullanılıyor.
En güzel ve en ideal olan; sosyal yaşam çerçevesinde olan insanların insanı anlamasıdır. Anlamıyorlarsa dahi iyi niyetlice, samimiyetle anlamaya çalışmalarıdır. Düşünün ki; çevrenizdeki insanlar
-ailenizden tutalım, iş arkadaşlarınıza kadar- sizi anlamıyorlar. Sizi anlamak için en küçük bir çabaları yok. Bu çok üzücü bir durumdur. İnsanın düşüncelerini ve duygularını çevresindeki insanlarla paylaşamaması.
Tabii ki; tersi de sorulur. Yani siz çevrenizdeki insanları ne kadar anlıyorsunuz? Onlarla paylaşım düzeyiniz ne kadardır? Paylaştıklarınız yüzeysel, biçimsel zorunluklardan oluşan paylaşımlar mıdır yoksa insanın
özüne uygun, yaşamın manasına uygun paylaşımlar mıdır?
Paylaşmak için, anlamak için, yalnız kalmamak ve yalnız bırakmamak için zamanımız var!
|