|
Hz. Ali'nin Siyaset Anlayışı
Bazı iyi niyetli fakat Hz. Ali´nin olağanüstü kişiliğinden bihaber kimseler Hz. Ali´nin iyi bir siyasetçi olmadığını söylüyorlar. Buna dayanak olarak da Hz. Ali ile Muaviye'nin mücadelesini ve bu
mücadelede Muaviye'nin “kazanmasını” örnek olarak veriyorlar. Bu kesinlikle temelsiz bir dayanaktır. Hz. Ali, gerçek manada bir siyasetçidir ve siyasetinin doğruluğu asırlardan beri hiç bir kuşkuya yer vermeyecek
şekilde kanıtlanmıştır. Dünya döndükçe ve insanlık gerçekleri aramaya devam ettikçe, doğru bir yaşamın, anlamına uygun bir yaşamın sahibi olmayı istedikçe de Hz. Ali'nin siyasetide geçerliliğini korumaya devam
edecektir. Çünkü Hz. Ali, siyaseti anlamına uygun, olması gerektiği gibi yapmıştır.
Hz. Ali doğru bir siyasetin sahibiyken birilerinin çıkıp Ali'nin iyi bir siyasetçi olmadığını söylemeleri gerçek dışı olmakla beraber düşündürücüdür. Bu kişilerin verdiği örnek biraz anlaşılırsa olay daha
da düşündürücü olacaktır. Çünkü bu tür kişiler Muaviye'nin yalan, sahtekarlık, haksızlık, düzenbazlık, üçkağıtçılık üzerine inşaa ettiği siyaseti doğru bir siyaset diye anlamaları ve övmeleri korkunç bir durumdur.
Üçkağıtçılığın , sahtekarlığın, hilebazlığın, haksızlığın yüceltilecek bir tarafı yok. Aksine bu tür davranış ve düşünceler şiddetle mahkum edilmeleri gereken olgulardır. Muaviye haksızlığın temsilcisiyken, Hz. Ali
adaletin temsilcisidir. Muaviye her türlü düzenbazlığı, sahtekarlığı marifet sayarken, Hz. Ali inadına doğruların savunucusudur. Muaviye lanetlisi yalanı, sahtekarlığı, haksızlığı, hilebazlığı, rüşveti, kaypaklığı
yaşam biçimi haline getirirken ve bunları bütün araçlarla uygularken, Hz. Ali yalansız adil bir yaşamı kendisinden başlayarak topluma sunuyordu. Şimdi, tarihsel gerçeklikler bu kadar açıkken nasıl olur da Hz. Ali
siyasetten anlamaz! Bu yanlış yargılar yerine Hz. Ali yalandan, hileden sahtekarlıktan anlamaz çünkü Hz. Ali mertliğin ve inadına doğruların temsilcisidir denilse daha gerçekçi olur.
Aslında bu tür örneklerle Hz. Ali gerçekliğini bütün insanlıkla buluşturmak gerekiyor. Salt Hz. Ali'nin siyaset anlayışını değil, bir bütünen Hz. Ali'yi ve onun kişiliği etrafında şekillenmiş olan değerler
bütününü insanlıkla buluşturmak gerekiyor. Çünkü genel anlamıyla siyaset sadece devlet işlerini yürütmek değildir. Bununla beraber siyaset aynı zamanda insan yönetme sanatıdır da. Bu sanatın doğru icra edilmesi
toplumsal hayat için olmazsa olmazların başında gelir. Bunun içindir ki; doğruluğun, hakkaniyetin, adaletin herkes için geçerli olduğu bir siyaset anlayışı şarttır. Belli bir zümrenin korunduğu, her türlü
haksızlığın meşru olduğu bir siyaset anlayışı Muaviye türü siyasettir. Bu anlayışın kesinlikle ret edilmesi ve ne pahasına olursa olsun doğruların hakim olduğu Hz. Ali'nin siyaset anlayışı genelleşmelidir.
Hiç kimsenin bir takım geçici zaferleri, sahtekarlıkla, hileyle elde edilmiş zaferleri yüceltmesine gerek yoktur. Böyle bir yanlışa düşmek haksızlığı onaylamak demektir. İktidar için her türlü insanlık
dışı yolun mubah olduğu düşünce ve eylemine ortak olmaktır. Bu, kirli bir düşünce ve eylemdir. Kendi iktidarı için diğer insanları ezmek eylemidir. Bunu insani yürekler ve vicdanlar kabul edemez. Muaviye'nin iktidar
anlayışı budur. İktidara ulaşmak için her yol mubahtır anlayışı. Bu anlayışta toplum hakkının bir değeri yoktur. Sadece toplumun değil, iktidar zümresi dışında hiç bir kimsenin ve değerin de önemi yoktur. Her şey
iktidar sahiplerinin çıkarlarına hizmet edecek şekilde dizayn edilmiştir. Bu düzenlemede doğruların ve doğru şeyler söyleyenlerin yeri yoktur. İktidar zümresi dışında ve onların bir kaç dalkavuğunun dışında hiç
kimsenin yeri yoktur. Bu mu akıllı, doğru siyaset? Eğer bu doğru siyaset ise biz bu doğru siyasetin dışında kalmak istiyoruz.
Ne yazık ki Muaviye'nin siyaset anlayışı tarihte olduğu gibi günümüzde de varlığını sürdürüyor. Her türlü kirliliğin meşru olduğu, iktidar sahibi olmak için değerlerin satılmasının marifet sayıldığı,
rüşvetin, dolandırıcılığın, üçkağıtçılığın esas olduğu Muaviye siyaset anlayışı varlığını sürdürüyor. Bu durumun insanlığın utancı olması gerekirken, birileri kalkmış bunu yüceltiyor ve insanlığı, onuru, adaleti
temsil eden Hz.Ali'yi zavalılıkla, başarısızlıkla itham ediyor. Yiğit olmak, mert olmak, haktan ve haklıdan yana olmak, rüşvete, yalana, hırsızlığa karşı olmak, adil bir yönetim anlayışını savunmak ve bunu canı
pahasına da olsa uygulamak başarısızlık mı, zavalılılık mı, siyaset bilmemezlik mi? Değildir. Asıl başarı budur. Kim ne derse desin, kim haksızlıkla dünyayı yönetirse yönetsin Hz. Ali'nin anlayışı doğru bir
anlayıştır ve eninde sonunda bütün insanlığın sahip çıkacağı bir anlayıştır.
Kimse Hz. Ali'yi doğru siyaset yapmadı diye suçlayamaz. Hz. Ali haksızlığı, hileyi yapmamıştır. Yalanla, haksızlıkla, hileyle siyaset yapılmaz. Bu marifet değildir. Asıl hüner bütün zorluklara rağmen
değerleri savunmaktır. Bu anlamda Dr. Şimil'in şu sözleri takdire şayandır. “insanlığın imamı ve önderi Ali İbn Talip'tir. Onun benzeri Doğuda ve Batıda görülmemiştir. Onun çok büyük bir kişiliği vardır. O, baştan
aşağı hak ve gerçeğin aynasıdır. Politika hilelerine hiç bir zaman başvurmamıştır.” Hz. Ali'de bu anlamda şunları söylüyor: Muaviye'yi benden daha akıllı ve bilgili sanmayın. Eğer takva (doğruları savunma, kötü
işlerden, günahtan sakınma) müsaade etseydi, ben hile anlamında dahi olurdum”. Hz. Ali hiç bir zaman hileye müracaat etmemiştir. George Jerdak diyor ki: “Ali, adil insanlığın sesidir.”
Siyaseti hilebazlık, sahtekarlık olarak algılayanlar Muaviye anlayışını sürdürmeye devam etsinler. Ancak siyaseti değerlerin korunması, hakkın ve haklının korunması olarak algılayanların başvuracağı ana
kaynak, bütün zamanların önderi olan Hz. Ali'dir.
|