Bütün yozlara ve yobazlara rağmen Alevi kalmaya devam edeceğiz. Remzi KAPTAN

Alevi Konseyi  Alevi Council Alevitische Rat

Sayın ziyaretçi, bu sayfayla amacımız; Alevilik-Aleviler üzerine bilgiler sunmak ve Alevi Konseyi’nin görüşlerini aktarmaktır. Sorularınızı, önerilerinizi alevikonseyi@yahoo.com adli email adresine yazabilirsiniz. Çalışmalarımıza katkı sunan başta rehberimiz Remzi KAPTAN olmak üzere herkese teşekkür ediyoruz.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ana Sayfa

Aleviler/ Alevilik

Ehlibeyt/ 12 imam

Hz. Ali

Alevi Önderleri

Alevilik Bilinci

Hacı Bektaş/ Bektaşilik

Pir Sultan Abdal

Tarih/Olaylar

Kadın/Gençlik

Hasan Sabbah

Genel

www.alevitentum.de www.turnakitap.com www.pirtv.com www.turnadergisi.de

alevikonseyi@ hotmail.com

- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

Hayatın çilesi

Alexis Carrel’in şu belirlemesi ilginç tespitler içeriyor: “Yaşamak, hayatın çilesi midir? Böyle bir düşünce yanlış; çünkü hayatın yerilecek (kötülenecek) bir tarafı yok.

Birinci görevimiz, elimizden geldiği kadar tam bir hayat yaşamak, kendimizin ve başkalarının hayattan aldığı zevki artırmak, onu daha yüce, daha anlamlı ve ahlâklı hâle getirmeye çalışmak. Bu anlamda, manevi gelişimi, en az zekanın gelişimi kadar ciddiye almak gerekiyor.”

Carrel tespitlerini ve çözümlerini şöyle sürdürüyor: “... kalbinin boşluğundan dolayı yorgun düşen, her zaman kuşkular içinde yaşayan ve elinden kaçırdığı bilmem hangi varlık için iç çeken insan, bir an bile gerçek huzura kavuşamaz.”

Bizler de kabul ediyoruz ki, hiçte “cennet” bir dünyada yaşamıyoruz. Savaşlar, açlık, eşitsizlik, sömürü, horlanma, dışlanma... saymakla bitmeyecek olumsuzluklar. Evet, bütün bu olumsuzluklar ne yazık ki gerçekler. Ve yine ne yazık ki insanın insana yaptığı kötülükler devam etmekte. Samimi olmak gerekirse bu kötülüklerin tamamiyle yok edilmesi mümkün görünmemekte. Fakat olumsuzlukları en minimum düzeye indirmek mümkün. Her şeye kendimizden başlamalıyız. Öyle ağlayarak, sızlayarak, iç çekerek, korkakça bir köşeye sinmek doğru bir yaşam tarzı değildir.

Bizler insanız. İnsan nedir? İnsan, meleklerin bile secde ettiği yeryüzünün efendisi olan bir varlıktır. İnsan olmak yüce olmaktır. Yüce olup olmamak insanın kendi elindedir. Çünkü Allah insana kendi nefesini verdi. Bedenimiz topraktan yapıldı, nefesimizi ise Allah verdi. Bu demektir ki; biz insanda var olan bu yüceliği ortaya çıkarmak gerekiyor. Bütün insanlar çıplak doğuyor. Ve yine bütün insanlar ölüyor. Bu en büyük eşitliktir. Sorun yaşam sırasında ortaya çıkıyor. Nedenini bildiğimizi sandığımız onlarca kavramla ifade etmeye çalıştığımız ama aslında bilmediğimiz bir denklem var yaşamımızda. İnsanlar öz itibariyle aynı oldukları halde bazıları farklı sosyal konumdalar. Sınıfsal eşitsizlik var. Farklılığı zenginlik olarak algılasak dahi, insanın yaşantısını en berbat şekilde geçirmesine sebep olan bir farklılığı kabul etmemiz mümkün değil. Ne yapmamız gerekiyor ki, hayatımızı en anlamlı şekilde yaşamamız için? Yapılması gerekenler kişiye, coğrafyaya, zamana göre değişir. Ancak insanın kendi iç dünyasıyla hesaplaşması ve iç dünyasıyla bu hesaplaşma sonucu barışması, uyumlu, kendisiyle barışık hâle gelmesi temel şartlardır. Kendisine iyi davranılmasını isteyen kişi acaba başkalarına iyi davranıyor mu? Ulu Hünkâr Hacı Bektaş Veli asırlar önce şu önemli tespiti yapmıştı: “kendine yapıldığında hoş karşılamayacağın bir hareketi başkasına yapma”. Ne acıdır ki, bazı insanlar kendilerine yapıldığında dünyayı yıkacak kadar öfkelendikleri / kızdıkları davranışları, hareketleri, eylemleri başkalarına hiç düşünmeden yapabiliyorlar. Buna ne denir? Sizin cevabınız önemlidir.

Şimdi kendimizi ve başkalarını kandırmadan, olayı saptırmadan eğri-büğrü değil, dosdoğru bir muhasebeye başlayalım. Hatalarımız, yanlışlarımız olabilir. Ama bu hataları, yanlışları ısrarla tekrarlamak yerine doğruları inatla inşa etmeye başlayalım. Bu sanıldığı kadar zor değildir. Neden zor olsun ki? Neden kinimizi, kibrimizi, hırsımızı, öfkemizi dizginlemeyelim. Neden egoistliğin girdabında çırpınalım, yalanın irinli suyunda yüzelim. Neden her şeyi, dostlukları, arkadaşlıkları, iyi niyetleri çıkarımız için kullanalım. Neden aşkla, sevgiyle, paylaşımla, dostlukla dolu bir yaşamımız olmasın? Bunlar gerçekten çok mu zor? Samimice biz bize itirafta bulunalım. Demiyelim ki; “efendim ben paylaştıkça azalır”. Hayır. Aksine paylaştıkça çoğalır. Bilgimizi paylaştıkça çoğalmaz mı? Senin bildiğini biz de bileceğiz, böylece bilgimiz çoğalmış olmaz mı? Her şeyi maddi düzleme indirgemeyelim. Dostlarla paylaşmak enayilik değildir. Paylaşım dünyanın en güzel duygusudur. Fakat gelenekten, tarihten ve insanın  yapısından gelen etkenler bazı duygularımızı öldürmüş. Sakın ola ki dini inançları kendi çıkarları doğrultusunda kullanan bazı kimselerle bu söylenenleri aynı kefeye koymayasınız. Belki bazı ortak söylemlerimizin olması sizi böyle bir yargılamaya götürebilir. İşin gerçeği bizlerin samimiyeti ve pratik anlamda uygulamamızdır. Bizler samimice bazı eleştiriler yapıyor, doğru bulduklarımızı söylüyoruz. Dileriz ki; belirttiklerimizde aynı sıcaklık, dostluk, paylaşım, samimiyetle karşılık bulsun. Siz bir kanıya varabildiniz mi

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ana Sayfa

 

 

Soru ve önerileriniz için mail adresinizi yazmayı unutmayınız

Ad-Soyad:
eMail:
il-ilce:
Mah+Cad+No.:
Telefon:
Baslik:
Text: