|
Günümüz sorunları
Günümüzün en önemli sorunlarından birisi, yaşanan yozluk ve buna bağlı olarakta gelişen ve artık toplumlarda kabûl gören ahlâksızlıktır. Ahlâksızlık salt cinsel düzeysizlik, hayvani güdülerin esiri olarak
düşünülen ahlâksızlık olarak algılanmasın. Bu cinsel sapıklık boyutuna varan ahlâksızlıkla beraber, her yerde artık kanıksanmaya başlanmış olan genel ahlâksızlıktır. Bu genel diye tanımladığımız ahlâksızlık
toplumsal, bireysel, siyasal, ekonomik ve daha bir çok alanda kendini gösteriyor. Bir toplum zenginliğin doruğunda, bir çok toplum da açlık sınırında yaşamakta. Zengin toplum bunun bilincinde olmasına rağmen bunu
görmezden geliyor. Bu durumu fakir toplumun kaderi olarak algılıyor. Aslında kendi zenginliğinin nedeninin başka toplumların fakirliğinden kaynaklandığının bilincinde. Buna rağmen pişkinlik yapılıyor. Yani kendi
zenginliği ve refahıdır önemli olan. Fakir toplumlarla bunu paylaşalım diye bir kaygısı yok. Biz inanıyoruz ki, tarih bu zengin toplumları eninde sonunda mahkûm edecektir. İnsanlık tarihi bu yaşanan ahlâksızlığı
lânetle anacaktır.
Devletleri, sistemleri oluşturan toplumdur. Toplumu oluşturan da bireydir. Toplumsal düzeyde legalleşmiş, yasallaşmış olan ahlâksızlık kendisini bireysel ilişkilerde de meşru hale getiriyor. Örneğin en
gelişmiş demokratik sistem olan Avrupa demokrasisinde bile bu böyledir. En gelişmiş demokratik sistem ve bireysel insan haklarının en fazla olduğu, demokratik eylem ve örgütlenmelerin en yoğun olduğu, bireysel
özgürlüğün geliştiği ve yasal güvenceler altına alındığı bu sistemde dahi ahlâksızlıklar diz boyu. Kaldı ki, dünyanın diğer kıtaları ve onlarca ülke bu avrupa sistemini uygulamak için yoğun bir çaba ve savaşım
veriyor. Bu en olumlu, demokratik, özgürlükçü sistemde ahlâksızlık diz boyu sürerken varın diğer toplumları siz düşünün.
Yukarıda Avrupa’daki sistemin, bireysel özgürlükler ve toplumsal haklar anlamında insanlığın geliştirdiği en ilerici sistem olduğunu belirttik. Bu sistemde de ticari, siyasi, sosyal ilişkilerde de
ahlâksızlık yaşanmakta. Örneğin orta ölçekli bir işletmenin çalışmalarını sürdürmesi ve rekabete dayanması için bir çok yasal önlemler alınmıştır. Ama gelin görün ki, bu yasal önlemler çoğunlukla teoride olup,
pratikte hiç bir işlevliğe sahip değildir. Orta ölçekli bir işletme, uluslararası büyük şirketlerin rekabetine dayanamayıp iflas etmektedir. Örneğin sadece bir yerde şubesi olan bir market, dünyanın her yerinde
şubeleri olan bir uluslararası marketler zinciri ile rekabet edemez. Şimdi burada şu soru sorulabilir: "Neden küçük veya orta ölçekli bir işletme, uluslararası bir şirket ile rekabet edemiyor? Çünkü bu orta
ölçekli işletme pahalıya mal ettiği için pahalıya satıyor. Uluslararası marketler zinciri ise ucuza mal ettiği için ucuza satıyor. Dolayısıyla bundan toplum kârlı çıkıyor." Düz bir mantıktan bakınca doğru
olabilir. Ama olayın derinine inildiğinde ve olaya bütün insanlığın perspektifinden bakıldığı zaman durum çok vahimdir. Çünkü bu uluslararası şirket(ler) zamanla dünyayı yönetir hale geliyorlar. Ve böylece bütün
insanlığın kaderini ellerinde tutuyorlar. Nitekim istatistikler sonucu dünyadaki yaklaşık 400 tane zenginin -ki bunlar uluslararası şirket sahipleridirler- serveti, dünyanın üçte ikisi (3/2’si) kadardır. Yani bu 400
kişi dünyadaki zenginliğin üçte ikisine sahip. Bu yaklaşık %66 ediyor. Toplumsal huzur ve ahlâk açısından bu ne kadar doğru. Bu inanılmaz rekabet koşullarında insanların ahlâki değerleri yitirmeleri, insana olağan
bir sonuç gibi geliyor. Şüphesiz insan sırf bu rekabet koşullarından dolayı ahlâksızlaşmıyor. Ahlâksızlığın bir çok nedeni var. Bu onlardan biridir.
Bizlerin anlatmak istediği daha çok bireysel düzeyde ahlâksızlığın önlenmesi şeklindedir. İnsan kendi vicdanı ile baş başa kaldığında, doğru ve yanlışlarını sorgulamalıdır. Sistemlerin getirdiği ve
legalleştirdiği toplumsal çöküntü olarak nitelendirdiğimiz ve genellikle zorlu rekabet koşullarında ortaya çıkan ahlâksızlığı, bu ahlâksızlığı yapmak zorunda olduğuna kendisini insandırmış olan birey, kendini
sorgulamalıdır.
Salt kendi çıkarlarına, hırsına, iktidarına yönelik çalışmamalıdır insan. İnsan nasıl kendi çıkarlarını gözetiyorsa, aynı şekilde başkalarınında haklarını savunabilmelidir. Eğer kişi hep kendisi için
isterse ve bunun için olmadık hilelere, alaverelere başvurursa, o zaman ahlâksızlık başlamış olur. Kaldı ki, insan dürüst çalışarakta ticaret yapabilir. Dürüstlük yalnız ticari ilişkiler için değil, yaşamın bütün
alanlarında geçerlidir. Bireyin eşine, dostuna, toplumuna karşı dürüst olması gerekmektedir.
Toplumda iyiler, dürüstler, namuslular, şerefliler çoğalırsa; ahlâksızlıklar, hak gasplar, cinayetler, hırsızlıklar azalır. Hacı Bektaş Veli bu düşünceyi şöyle özetliyor: "Kendine yapıldığında hoş
olmayacak olan davranışı başkasına yapma". Ama ne acıdır ki, Ulu Hünkâr’ın bu ilkesine insanlar uymuyor. İnsana çekici gelen günübirlik ilişkiler, her türlü yoz yaşam, ihanetler, aşağılık pazarlıklardır.
İnsanlar eninde sonunda sevgiye, paylaşıma, kardeşliğe, dostluğa giden yolu bulacaklardır. Çünkü insan güvenmek, sırtını korkmadan dönmek, çıkarsızca sevmek, mutlu olmak ister. İnsanın mutluluğuna giden yol ise
yaşamı anlayarak, anlam ve gereken önemi vererek, insanları severek, inanarak bulunur. İnançsız, çıkarcı, kinci, despot, yobaz, yoz ve türlü kirliliğe bulaşmış olan bir kişilik ahlâklı olamaz. Olmadığı için de mutlu
olamaz. Oysa yaşamın anlamı mutluluktur. Bunca tabiat güzelliği ve insandaki duygu yoğunluğu mutlu olmak için birer araçtır. İnsan neden mutlu olarak yaşamasın? Bu çok mu ütopik, hayalci bir yaklaşım? İnsan
kendisiyle barışık olarak yaşayabilir. Yaşadığı çağa, döneme, ortama anlam verebilir. Ahlâklı, onurlu, paylaşımcı, sevgi dolu bir insan mutlu insandır. O, çevresindeki olaylara duyarlıdır. Gelişen olumsuzlukları
kendinden başlayarak gidermeye çalışandır. Böylelikle diğer insanlara yaşama biçimiyle bir davet gerçekleştirmektedir.
Kısaca belirtmeye çalıştığımız özelliklere sahip olan bir insan, ahlâksızlıklar ve kirlilikler ne boyutta olursa olsun bir umuttur. Bu umutlar çoğaldıkça da, günün birinde tamamiyle olmasa bile aydınlıklar
karanlıklara baskın gelecektir. Karanlığı tamamiyle yok etmek belki mümkün olmayabilir ama karanlığın ve içinde barındırdığı bütün olumsuzlukların egemenliğine son verilmiş olunur.
|