|
Hayat bir oyun (mu)?
Hayat bir oyun mu? Bütün bunlar tiyatro mu? Değilse nedir? Nedir, anlamak istediğimiz ama bir türlü tam anlamıyla anlayamadığımız yaşamın anlamı, nedir? Bizlerin gerçek diye algıladığı acaba gerçekten
gerçek mi? “Aman boşver gitsin” demek doğru mu?
Bizce hayat bir oyun değil. Bu konu Enbiya suresinde şöyle belirtilmektedir: “Biz, bir oyun ve oyalanma konusu olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık. Eğer bir oyun ve oyalanma
edinmek isteseydik, bunu, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık.”. Bilmemiz gerekiyor ki; hayat bir oyun değildir. Oyun olarak algılayanlara diyecek sözümüz yok. Ancak yaşamın anlamını,
önemini, ciddiyetini bilmek isteyenlerle paylaşacaklarımız var. Bu oyun kavramını fazla çarpıtmamak gerekiyor. Yani her türlü oyunu aşağıladığımız manası çıkartılmamalıdır. Dünya, “oyun ve oyalanma” yeri değilden
kastımız, yaşamın önemini ortaya koymak için verilen bir örnektir.
Alexis Carrel, hayatın amacı noktasında şu belirlemeyi yapıyor: “Hayatın amacı, fizyolojik ve psikolojik yapımızda okuyabileceğimiz kanunlara uygun olarak yaşamaktır. Bu kanunlar, bizim varoluş tarzımızın
ifadesinden, varlığımızın gereklerinden, bilimin bize kazandırdığı kavramlardan oluşur. Bu hayatın evren içindeki anlamı, varoluşumuzun sebebi, kesin olarak bilebileceğimiz şeylerin ve idrakımızın dışındadır.”.
Evrendeki yerimizin ne olduğunun bilincinde değiliz. Bazı günlük kaygı, sevinç, sıkıntı vb. şeylerle kendimizi avutuyoruz. Kendi gerçekliğimizin farkında değiliz ve çoğu kişi bunun farkına varmak istemiyor. Bazı
gerçeklerin farkına varırsa bunun sorumluluk getireceğinden korkuyor. Bu sebepten olsa gerek en kolayı olan dünyayı bir oyun yeri olarak görme var. Oyun da yaşamın bir gerekliliği fakat sorumluluktan kaçınıp oyunu
yaşamın merkezine koymak yanlış.
İnsan kendi gerçekliğinden korkmamalıdır. Korkuyu yenmenin tek yolu, korku veren olguyla hesaplaşmaktır. İnsan kendi derinliğinden korkuyor. Bu derinliğe girmeyi bırakın, bakmaya dahi korkuyor. Korkunun
ecele faydası olmadığını asırlar önce dile getirmişler. Yapılması gereken, insanın kendi gerçekliğini kavrayabilmesi için derine inmesi gerektiğidir. Derine inmek, korkuyla hesaplaşıp korkuyu yenmektir. Çoğu kişi
yenileceğini düşünüyor. Böylesi bir düşüncenin yanlış olduğuna tarihe mal olmuş bir deyimle cevap vermek en mantıklısıdır. Şöyledir bu tarihsel deyim: “mücadele eden belki kaybedebilir ama mücadele etmeyen zaten
kaybetmiştir”. Hayat bir oyun değil derken, hayatın ciddi olduğunu belirtmeye çalışmıştık. Aslında oyun bile ciddiyetle (ve kurallarla?) oynanmalıdır. Lâubalîlik, boş vermişlik, lümpenlik, sorumsuzluk,
duyarsızlık... bunlar oyun da dahil yaşamın hiç bir alanında bize yaşam felsefesi olmamalıdır. Felsefemizi sevgi, dayanışma, paylaşım, dostluk, dürüstlük, ahlâklılık, yardımlaşma, üretme, saygı, bağlılık,
barışseverlik, doğaseverlik, hürriyetçilik, özgürlükçülük... temelinde inşa etmeliyiz. Bazı gerçeklerin arkasına saklanmadan, bizdeki deyimle “özümüzü dara” çekelim. “Yok efendim işte bu devirde iyilik para
etmiyor”, “paran varsa varsın”, “köşeyi dönmek için her şey yapılmalıdır” gibi yığınla sahtekârlığa, düzenbazlığa, vurdumduymazlığa, riyakârlığa, dolandırıcılığa, yalancılığa bulaşmamalıyız. Bulaşmış isek bir an
önce arınmalıyız. Bütün bu yalancılık, düzenbazlık, hilekârlık, dalkavukluk, dolandırıcılık, gammazlık, ihanet, şerefsizlik... ne için yapılıyor? Maddiyat için. Değer mi para için bütün erdemleri yok etmeye,
onursuz, haysiyetsiz yaşmaya? Değer mi? Yazıklar olsun, yuhlar olsun namusunu, şerefini, haysiyetini, dostluğunu, onurunu dünya malı için ayaklar altına alana.
Yunus Emre diyor ki;
- Mal sahibi
- hani bunun
- ilk sahibi
- mal da yalan mülk de yalan
- var git biraz da sen oyalan.
Neden insan sonunda ölüm olduğunu bile bile her türlü alçaklığı yapıyor? Şöyle bir düşünün ki; yaptığımız her hareketin bir sonucu oluyor. Peki siz sanıyor musunuz ki; bazıları onlarca kötülük yapacak ve bu cezasız
kalacak. Bu mümkün değil. Yapılan her iyiliğin de, kötülüğün de karşılığı var. Bundan kuşku duymayın. Varsın kötüler, ihanetçiler, şerefsizler, dolandırıcı sahtekârlar kısa süre sefa sürsünler. Yine varsın güzel
dostlar cefa çeksinler. Sonuç önemli. Sonucunu göreceğiz. Kötüler zevki sefada debelensinler. Ya yarın ölümü tattıklarında yaptıkları kötülüklerin hesabı sorulmayacak mı? O zaman da her şeyi bilen yaratıcıya yalan
söyleyemezler ya. İşte onlara üzülmek, acımak gerekiyor. Bakmayın siz onların arabalarına, evlerine, elbiselerine. Bütün bunlar burada kalacak. Biliyoruz ki; bunlar uğruna her türlü kötülüğü yaptıkları metaları
bırakıp
gidecekler. Ardından hep beddua edilecek. Böylesi bir çarpıklıktan uzak durun, vazgeçin. Önemli olan dostlarla paylaşmaktır. Ve ebediyete gittiğimizde huzurla gitmektir. Aşık Ali Nurşani ne güzel ifade etmiş bu durumu:
- Nurşaniyem sen ölürsen neyin kalır.
- İnsan isen seven bir kaç can kalır.
- Zalim zulüm eder sanma nam kalır.
- İnsana insanlık kinler yabancı.
Bıktırma pahasına da olsa söylemeye devam edeceğiz. Önemli olan yatlar, katlar, apartmanlar ve benzer sahtekârlıklar değildir. Önemli olan dostluk, dayanışma, paylaşımdır. Bu demek değildir ki; yaşamsal
ihtiyaçlarımız giderilmesin, en ilkel koşullarda yaşayalım. Hayır. Elbette maddi anlamda bize lâzım olan bir standart bizim hakkımız. Fakat bu standartla yetinmeyip, eline geçse dünyayı sahiplenecek ama yine de
doymayacak olan tiplerden olmayalım. Bazılarının aklına hemen “işte belli yaşamsal ihtiyaçların giderilmesi için doğru çalışmak yetmez” gibi kuşkular gelebilir. Bunu peşinen reddettiğimiz bilinsin. Elbette bazı
kurumsal sorunlardan dolayı bir takım haksızlıklar vardır. Ancak bir devlet mekanizmasının bozuk dişlerinin arasında yer almaktansa, ondan uzak durmak ve en olur bir tarzla yüklenmek en doğrusudur. Yoksa bozuk
düzenin bir yalakası olunur. Hakkımızı kimseye yedirmeyelim, kimsenin de hakkını yemeyelim. Biçimsel olandan, yüzeysel olandan, gösterişten kaçınalım. ‘Öz’e yönelelim, öze dönelim. Her nefes alışta, adım atışta,
davranışta, söylemde sonucunu düşünelim. Bu sanıldığı kadar zor değildir. Böylece yaşama gereken anlamı vermiş olup, gerçekten yaşamış oluruz. Sahtelikler, yapaylıklar, yüzeyselliklerle geçen bir yaşam mı, dostça,
paylaşımcı, anlamlı, huzurlu, güvenli bir yaşam mı? Seçimde zorlanıyor musun?
|