|
ideal-realite
İdeal olanla gerçekte yaşanan realite arasındaki fark aşikârdır. Bir tarafta ideal olan ve bu idealizmin getirdiği amaçlar, doğrular, hedefler, ilkeler, prensipler, ilişkiler vs. bunlara göre dizayn edilen
bir yaşam; diğer tarafta gerçekte yaşanan realite. Bu realite ideale ters düşüyor. Bu olağandır. Bizlerin sorusu ve soruya cevap arayışı “dengenin” nasıl oluşacağı üzerinedir.
Dengenin oluşması kaçınılmazdır. İnsan idealleri ile realite arasında bir denge oluşturmalıdır. Bu dengenin oluşmaması kötü sonuçlara sebebiyet verir. Ya insan realiteye boyun eğip ideallerinden vazgeçer
ya da ideallerinin gerçekleşmesi için yanlış olan çözümsüzlüğü çözüm olarak benimser. Her iki davranışta yanlış. Ne ideallerimizden vazgeçelim ne de ideallerimiz var diyerek realiteyle ters düşelim. Doğrusu
ustalıkla kurulmuş olan bir dengedir. Bu denge öyle sarsılmaz olmalı ki; zamanla idealler realleşmelidir.
İdeallerin gerçekleşmesini sağlayacak muazzam dengeyi oluşturmak ustalık gerektiriyor, – ki çoğu idealist bu ustalıktan yoksun olduğundan, ideallerinden vazgeçtiği gibi realite diye çok kötü bir yaşam
kabullenmekte –. İdeallerimizden asla vazgeçmemeliyiz. Hedeflerimiz, ilkelerimiz, prensiplerimiz bizleri doğrularımızın hâkim olduğu bir yaşama götürür.
İdeal sahibi olmak, bir takım soyut teorilerin kağıt boyutuyla sınırlı kalan tartışmalar bütünü değildir. İdealist insanın idealleri, soyut düşünceler biçiminden çıkıp pratikte, reel yaşamda yansımasını
bulandır. Sadece yansıma da değil, aynı zamanda realitenin acımasız katılığında doğruluğu sınanmış, tasdik edilmiş olandır.
Çoğunluğun doğrularına uymamız, bu doğruların mutlak manada doğru olduğu anlamına gelmez. Hatta tarihin bir çok döneminde çoğunluğun doğruları yanlış olarak neticelenmiştir. Bu anlamda idealist insanın
düşünceleri bir çok kimseyle uyuşmayabilir, çelişebilir. Hatta çoğu kimse idealist insanın ideallerinin yanlış olduğunu düşünebilir ve söyleyebilir. Bu asla idealist insanın ideallerinin yanlış olduğu anlamına
gelmez.
Bütün bunlardan yola çıkarak şu sonuca varmak istediğimiz anlaşılır; bir tarafta hedefleri, amaçları, ilkeleri, prensipleri olan ve bunların biçimlendirdiği bir yaşam biçimine sahip olan bir
insan var, diğer tarafta bu yaşam biçiminin uymadığı, göze battığı, yadırgandığı, eleştirildiği, hakir görüldüğü... bir reel yaşam var. İşte bunlar arasında bir denge oluşturmak gerekiyor. Asla ideallerden
vazgeçilmemeli. Yine asla denge kuruyorum diye yozluk, yobazlık, yolsuzluk, hırsızlık, dolandırıcılık vs. bataklığına saplanılmamalı. İnançlı, iddialı, kararlı, hoşgörülü, kendisiyle, çevresiyle ve doğayla barışık
ideallerinden taviz vermeyen bir yaşamdır ideal olan. Günlük hesapları aşan, çıkarcılığı, dedikoduyu, hırsı, kini, kibri... aşan bir yaşam ideal yaşamdır. İdealist; yalana-dolana, kine-kibre, ise-pasa bulaşmayandır.
Bazı dünyevi maddeler için değerlerini, inancını, haysiyetini satmayandır. Doğallığı, sadeliği, samimiyeti, içtenliği, iç huzuru, paylaşımı... kendisine ilke edinen, bunların şekillendirdiği bir yaşam biçimine sahip
olandır idealist. Bu anlamıyla ideal insandır.
Sizce ideal insanın özellikleri nelerdir?
|