Bütün yozlara ve yobazlara rağmen Alevi kalmaya devam edeceğiz. Remzi KAPTAN

Alevi Konseyi  Alevi Council Alevitische Rat

Sayın ziyaretçi, bu sayfayla amacımız; Alevilik-Aleviler üzerine bilgiler sunmak ve Alevi Konseyi’nin görüşlerini aktarmaktır. Sorularınızı, önerilerinizi alevikonseyi@yahoo.com adli email adresine yazabilirsiniz. Çalışmalarımıza katkı sunan başta rehberimiz Remzi KAPTAN olmak üzere herkese teşekkür ediyoruz.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ana Sayfa

Aleviler/ Alevilik

Ehlibeyt/ 12 imam

Hz. Ali

Alevi Önderleri

Alevilik Bilinci

Hacı Bektaş/ Bektaşilik

Pir Sultan Abdal

Tarih/Olaylar

Kadın/Gençlik

Hasan Sabbah

Genel

www.alevitentum.de www.turnakitap.com www.pirtv.com www.turnadergisi.de

alevikonseyi@ hotmail.com

- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

Evlilik-Aile

Doğru anlamda bir evlilik ve beraberinde bir aile, bireysel mutluluk ve toplumsal gelişimin devamı açısından en önemli unsurdur. Bazı kimseler “modern hayatın” ulaştığı zirve bakımından ve taşıdığı ahlâki değerler bakımından evliliğin gereksiz olduğu, demode olduğu görüşündeler. Onlara göre evlilik bağımlılık demek. Özgürlük anlayışları, evliliğin bağımlaştırıcı olduğu dolayısıyla da özgürlüklerin kısıtlandığı manasındadır. Bize göre aksi durum geçerlidir. Özgürlük sorumluluk demektir.

Evlilik ve aile kutsal değerlerdir. Kendi yetmezliklerini, eksiklerini, yanlışlarını aile kurumuna bağlamak yanlıştır. Şüphesiz burada yanlış hesaplar sonucu oluşmuş evlilikleri, aileleri belirtmiyoruz. Belirtmeye çalıştığımız; iki özgür iradeli insanın karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan evlilikleridir. Hiçbir etki altında olmadan, tamamen hür duygu ve düşünce ile gerçekleşen evliliktir.

Üzülerek müşahede ediyoruz ki; yığınla evlilik boşanmayla sonuçlanıyor. Milyonlarca çocuk anne veya baba sevgisinden mahrum bir şekilde büyüyor. Ve bu üzücü durum bir zincirleme olarak devam etmekte. Sevgisiz büyüyen bir çocuk sevgisiz bir yetişkin oluyor. Dolayısıyla bu sevgisizliğin sonucu daha beter çıkmazlar, acılar olarak karşımıza çıkıyor.

Ekonomik anlamda özgür bireylerin oluşturduğu toplumlarda boşanma oranları üçte iki (3/2). Yani her üç evlilikten ikisi boşanmayla sonuçlanıyor. Ekonomik ve kültürel anlamda geri olan toplumlarda bu oran -boşanmalar çoğalmakla beraber- daha düşük. Fakat böylesi toplumlarda evlilik hayatı (en çok da kadınlar için) adeta bir cehennem hayatı. Yığınla dar ilişkilerin şekillendirdiği, feodal hesapların öncelikli olduğu böylesi toplumlarda evlilikler taşıdıkları kutsal manalardan çok uzak ve ters bir şekilde geliştirilmektedir. Bizlerin anlayışı bu tarz evlilikleri de yanlış bulmakta. Bu tür gerici, görücü, gelenekçi sosyal yapının oluşturduğu aile tipi, boşanmayla sonuçlanan ailelerde yaşanan acılardan farklı değil. Sonuç itibariyle bu manada evli, aileli kalınsada, boşanılsada netice değişmiyor. Bu bir zıtlık değil. Her ikiside toplumsal gelecek ve bireysel mutluluk açısından yanlış sonuçlar içeriyor.

Bu nasıl oluyor?

Bir tarafta “modern hayatın gereklerini yerine getiriyorum, ben özgürüm, sorumluluk alamam, günü birlik yaşarım” mantığı, diğer tarafta gerici geleneklerin, feodal ilişkilerin şekillendirdiği mantık. Gerici geleneklerde, feodal ilişkilerde evlenecek kişilerin duygu ve düşünceleri önemli değildir. Önemli olan feodalitenin korunması, bencil aileciliğin -ki bu tür bir ailecilik anlayışı gericiliktir- devam ettirilmesidir. Burada bireyin ruh ve düşüncesi yok sayılmaktadır. Birey adeta meta haline getirilmekte. Hâlbuki evlilik karşı cinsten iki insanın birbirilerini duygu ve düşünce anlamında tamamlamasıdır. İnsan bu anlamda yarımdır. İnsan, karşı cinsten bir insan ile duygusal-düşünsel bütünleşmesiyle tam olur. Bazıları istedikleri kadar başkalaştırmaya çalışsalarda, bu inançsal, felsefi, sosyolojik, psikolojik, tarihsel... olarak böyledir.

İnsan doğası itibariyle yalnızdır, yarımdır. Çoğalması, tamamlanması gerekir. En mahrem, en içsel, en gizli, başka kimselerle paylaşamayacağı duygu ve düşüncelerini eşi ile paylaşır. Eşi insanın diğer yarısıdır. Düştüğünde kaldıran, yorulduğunda güç veren, ağladığında yanıbaşında olan, sevindiğinde kucaklayan...dır.

Mutlu aile mutlu toplumdur. Bizlerin kıstası budur. Mutlu aile; duygu ve düşüncede hür, iradeli, inançlı, sorumlulukların bilincinde, sadakatli, fedakâr insanlardan oluşur. Özgürlüğü sorumsuzluk olarak algılayan, fedakârlığı enayilik olarak algılayan, evliliği feodal ilişkilere göre şekillendirmek isteyen kişilerin kurduğu ailelerin mutlu aile ile alâkası yoktur. Böyle anlayışlar toplumsal çöküntülerin belirtileridir.

İnsan sadece duygusal evlilik yapmamalıdır ve yine sadece mantık evliliği de yapmamalıdır. Her ikisini dengeleyerek bir aile kurmalı. Salt hissiyata dayanan evliliklerin ömrü uzun olmuyor. Salt mantık ölçütlerine dayanan evliliklerinde rengi, tadı, kokusu olmuyor. Duygu ve düşünce dengesi kesin olmalı. Evliliğin, mutlu aile kurmanın yaşı yoktur. Yine de en ideali 20-30 yaş arasıdır. Evlilik, insan hayatının doğumdan sonraki en önemli kavşaklarındandır. Bir değil, bin defa düşünülmeli. Duygular bin defa tartılmalı.

Evlilik fedakârlık demektir. Tek taraflı fedakârlık değil elbette. Kesin bir sadakat, bağlılık, güven, sevgi ve saygı olmalı. Asla ihanet, yalan, sahtekârlık olmamalı. İnsan her zaman hata yapabilir. Önemli olan husus, hata yapıldığında samimi bir şekilde bunu telafi etmeye çalışmaktır.

Sonuç itibariyle söylemek istediklerimizi özetlersek; evlilik ve sonrasında kurulan aile çok önemlidir. İnsan hangi çağda yaşarsa yaşasın, modern, postmodern hatta daha modernini de yaşasa hayatın, tamamlanmak durumundadır. Modern hayatın zorluklarını yenebilmek, güzelliklerini anlamlı yaşayabilmek için evliliğe ihtiyacı vardır. Yine dar feodal ilişkileri, gerici gelenekleri, tabansız sosyal yapıyı aşmak, yenmek istiyorsa evliliğe ihtiyacı vardır. Ama bu evlilik özgür duygu ve düşünce ile olmalıdır. Eğer başkaları belirlerse kısır döngü devam eder.

İnsana hayat yolunda sevincini, kederini paylaşacağı bir can yoldaşı lâzımdır. Öyle basit cinsel güdüler, günü, anı kurtarmaya yönelik anlayış, her gün bir başkasıyla birliktelik insanın doğasına aykırı olduğundan insanı tamamlamaz. Eğer kişi gerçekten tamamlanmak istiyorsa, sevmek, sevilmek, bağlanmak, bağlanılmak... istiyorsa; bu çerçevede hareket etmelidir. Her gün başkasının koynunda sabahlamak, anlık güdülerle hareket etmek, bedeni doyurmaya çalışmak, sevgisiz, saygısız, sadakatsiz, bencilce yaşamak mutsuzluktur. İnsanın sevdiği olmalı. Saygı duyduğu, bağlandığı, yokluğunda özlediği, varlığında sevindiği, paylaştığı... olmalı.

Böylesi mi iyi yoksa başka türlüsü mü?

 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ana Sayfa

 

 

Soru ve önerileriniz için mail adresinizi yazmayı unutmayınız

Ad-Soyad:
eMail:
il-ilce:
Mah+Cad+No.:
Telefon:
Baslik:
Text: